Gürcistan’dan Azerbaycan sınırına giderken

Gürkan Genç tarafından 10 sene önce yayımlandı
5 dakikada okuyabilirsiniz

Tiflis’te birkaç gün kaldım. Fakat yoğun yağmur altında şehri gezemedim. Bir kere şansımı denedim ama sonra odaya geri dönmüştüm. Bu arada Tiflis ekonomisi durmuş durumda. Ülkede para dönmüyor. Çavçavaye Caddesi’nde bütün markalar var fakat inanır mısınız dükkânların birçoğunda müşteri bile görmedim. Tezgâhtarlar, dükkân sahipleri kapı önünden ben geçerken göz göze geliyoruz. “Hani içeri girse de bir şeyler alsa, hiç değilse bir bakınsa” der gibiler. Koca ülkede herkes bir kömür fabrikasından bahsediyor başka da bir şeyleri yokmuş. Neticede, Tiflis’in kargaşası, şoförleri, insanları beni şehirden soğuttu.

Sabah erkenden kalktım, bir heves dışarı baktım belki yağmur durmuştur diye. Maalesef aynı şekilde devam ediyordu. Durmak yok, yola devam. Hazırlanıp otel yetkilileri ile vedalaştıktan sonra yola çıktım.

Tiflis trafiği bizim şehrin trafiğine benziyor. Yağmurda, trafik kilitlenmiş durumda. Bir de bu ülkede şöyle bir durum var. Her yerde lastiği patlamış birileri var. Yollar delik deşik. Yoldaki çukurlar çamurlar beni yağan yağmurdan daha fazla ıslatıyordu. Bir de şoförlerin çoğuna bol bol sövdüm.Ulan görüyorsun benim yan şeritte gittiğimi, yanımdan yavaş geçsen ölür müsün? Hiç abartmıyorum tam 3 defa baştan aşağı çamurlu su ile yıkandım. Benim ıslandığımı gören arkadaki şoförler zoraki yavaşlıyordu. Şehir içinden çıkana kadar üstüm başım hem yağmur hem çamur içindeydi.

Rustavi’ye doğru yönelirken şehrin bu kesimini görmediğim için göze hoş gelen yerlerini de yağmura rağmen çekmeye çalıştım.

Olabildiğince hızlı pedallamaya başladım. Yavaş yavaş trafik azaldı, yeşillikler ortaya çıktı. Bunlar çıkmasına çıktı da kardeşim nedir benim bu doğudan esen rüzgârla sürekli karşılaşmam. Hayır, ben yönümü ne tarafa çevirsem rüzgâr hep bana karşı esiyor. Nedir yani, gitmemi istemiyor mu? Yol alma mı diyor, ne diyor bana bu doğa? Bir kere ya bir kere, 1500 km boyunca bir kere arkamdan esmedi şu rüzgâr. Yağmurdu, soğuktu, güneşti umurum olmaz ama şu rüzgâr karşıdan esti mi deli ediyor beni.
Rustavi’de durmadım, yanından geçtim.

Su sınır kapısına ulaşmak istiyordum, olmadı. Sağında solunda kamp atarım diye düşündüm. Sınıra 18 km kalmıştı ki bir Türk tır parkı gördüm hemen girdim. Hava karardıkça yağmur rüzgâr ve soğuk artmaya başlamıştı. Sıcak bir çay fena olmazdı. Çayla başlayan muhabbet yemekle devam etti. Vücut harareti kaybedince de üşümeye başladı. Biraz daha kalın kıyafetler giydim.

Tır parkının sahibi Arat ile iyi bir arkadaşlığımız oldu. Arat yandaki köyde yaşayan 23 yaşında evli, genç bir çocuk. 1 tane de çocuğu varmış. Bana Türkiye hakkında bir dolu soru sordu. Ben de ona Gürcistan ve Azerbaycan hakkında. Dikkatimi çeken bir şey de şu oldu. Gürcüler Azerileri sevmiyorlar. Hatta Gürcistan’daki Azeriler de Azerbaycan’daki Azerileri sevmiyorlar. Rüşvet ve kadın ticaretinin ne boyutlarda olduğunu anlattı. Kapıdaki vize işlemi uygulaması ise cabası. Muhabbet muhabbeti açıyor derken Arat yukarıda fazla yatak olduğunu, orada kalabileceğimi söyleyince ben de orada kalıyorum. Akşam da bol bol muhabbet ediyoruz.

Sabah Hopalı bir tırcı ile tanışıyorum. Adı Emrah. Hopa’da ona Made in Emrah diyorlarmış. Oturup beraber kahvaltı yapıyoruz. Bisikletle seyahat ettiğimi öğrenince ilk başta deli gözü ile baktı sonra da hemşehrisi olduğumu hele bir de Gençalioğlu olduğumu öğrenince. “Hah uşağım şimdi oldu. Sizin kanınızda vardır da manyaklık psikopatlık” deyince gülüyorum. Bir yerlerden duymuş sülaleyi. Sabah sohbetinden sonra elimi cebime attırmadan hesabı ödeyip Hopa’ya döndüğümde de benden bir kahvaltı sözü alıp Türkiye’ye doğru yollanıyor. Ben de Arat ile vedalaşıp yoluma devam ediyorum.
Hava bugün parçalı bulutlu, yer yer güneşi görebiliyorum. Sınıra da az bir şey kalmıştı. Yan tarafımda bir medrese ve cami görüyorum, duruyorum. Türk bayrağı görününce kapı açılıyor. İçeridekilerle selamlaşıyorum. Bisikleti yıkayabileceğim bir yer olup olmadığını soruyorum, hemen yardımcı oluyorlar. Üzerindeki çamur hem ağırlık yapıyordu hem de vitesler iyi değişmiyordu. Yıkama yağlama işlemi bittikten sonra fren tellerini ve arka aktarıcının telini de değiştirdim, zamanı gelmişti. Sonrasında da çevremde toplanan öğrencilerle medresede oturup biraz muhabbet edip bir şeyler içtik.

Öğlene doğru yola çıktım. Sınıra gelmeden altıma bir şort geçirdim. Artık hava biraz ısınmıştı. Fakat ileride yağmur bulutları gözüküyordu.

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!