Önceliklerin farklılığı ve zenginliği bu yolculuğu daha eğlenceli yapıyor.

Gürkan Genç tarafından 7 sene önce yayımlandı
15 dakikada okuyabilirsiniz

FİNLANDİYA ROTASI

Oulu’ya gelmeden bisiklet jantını kırdım. Arka tekerlekten bir sürtme sesi geliyor fakat tekerin ayarına bakıyorum gayet normal. Ses ve pedal çevirmede zorluk gittikçe artıyor. Durup yüklerin tamamını indirdim ve ne olduğuna adam akıllı baktım. Ulan jantı kırmışız yaaa. İşte şimdi olmadı! Oulu şehri hemen yanı başımda. Finlandiya’da bana destek olan Tunturi’ye yeni bir jant seti için hemen telefon açıyorum. Ertesi gün de şehirde bana verilen adreste soluğu alıyorum. Bisikletçimizin adı Pyorasuvala, ilgi alaka süper.

Ne yaptığımı nereye doğru gittiğimi öğrendiklerinde de çok şaşırıyorlar. Bisikleti sabah 10’da kendilerine teslim ettim, öğlen gel al dendi. Hay hay. Bu arada Sigma’nın kablosunda bir sorun var yenisini var mı? Var. Bir de zincire bakım. Şehirde bir iki saat dolandıktan sonra bisikleti almaya geri dönüyorum. Fotoğraflar falan çekiliyor tam çıkacağım;

–          Gürkan Tunturi sana jant seti yolladı fakat bizim yaptıklarımız 225€ tutuyor. Biz de 100€ kadar indirim yapıyoruz. 125€ ödemen gerekiyor.

Yurt dışına çıkan arkadaşlar bilir. Eğer yapılan işte bir el emeği varsa ciddi pahalıdır. Mesela ben berbere en son Moldova’da gittim. Moldova’dan sonra kuaför fiyatlarını duyunca saçımı kendim kesmeye başladım. Şimdi bu jant söküldü, telleri çıkarıldı sonrasında yeniden örüldü. Hakikaten zahmetli bir iştir. Ankara’da müzede duran bisikletin jant tellerini kendim örmüşümdür. Güngörler Bisiklet’in atölyesinde işi öğrenmek için az zaman harcamadım. Yolda kendi jant setimi rahatlıkla oluşturabilirim. Eğer benden bir para talep edileceğini bilseydim bunu da kendim yapardım. Hiç itiraz etmedim yaptıkları indirimden dolayı teşekkür ettim ve ücretlerini ödedim. Tam giderken de 300-400 km sonra bir bisikletçiye gidip, telleri tekrar sıkılaştırmamı söyledi. Bir önceki tur bisikletimde jant tellerini kendim yaptığımı söyleyince ve bu bisikleti söküp parçalayıp en baştan şurada birleştirebileceğimi de anlayınca suratındaki ekşime ifadesini ve şaşkınlığı da görmüş oldum.

Yola çıkmadan önce Avrupa’dan turuna başlayan Eric adında bir bisikletli ile tanışmıştım. Hedefi Çin. Benim gibi dağ bisikletini tur bisikletine çevirmiş. Jantını kırmış yolda. Aldım Güngörler Bisiklet’e götürdüm. “Vahit abim adam jantını kırmış” dedim. Vahit abi hemen yeni bir jant seti ördü, bisikletin eksiklerini tamamladı. Adamı uğurladı. Hatırlıyorum 1-2 saat kadar sürmüştü. Dedim ya jant seti örmek, hazırlamak öyle kolay bir iş değil. Hele ki tura çıkıyorsan hakikaten sorunsuz olmalı. Adam para çıkarıp verecekti Vahit abim:

–          Gürkan’cım söyle para talep etmiyoruz. Kazasız belasız gideceği yere kadar gitsin…

Japonya’ya giden başka bir tur çifti gene Vahit abinin dükkana yönlendirdimdi. Onların tur bisikletine yaptığı akort ayarını görünce kendisine Sensei demişler. Hehe. Ha bu arada Vahit abi onlardan da para talep etmemiş. Biliyorum ki Türkiye’nin dört bir yanında dükkan sahibi olan bisikletçiler böyle turcularla karşılaştıklarında onlara yardım eder misafir eder, karnını doyurur sonra da iyi yolculuklar diler. Biz böyle bir milletiz. Ödemeyi yapıyor ve bu tecrübeyi de bir kenara not alıyorum.

Şehirde bir gece konaklamak istedim fakat otel ve hostel fiyatları oldukça pahalı geldi. Warshowers ve couchsurfing’den birkaç kişiye mesaj attım. Geri dönen olmadı. Ee, yapacak bir şey yok yola devam. Şehirden yavaş yavaş çıkıyorum. Bisiklet yolu karlı fakat soğuk havadan dolayı kar artık asfalt kıvamına gelmiş. Neyse şehrin dışındaki ufak yerleşim yerlerine geldim. Yavaş yavaş yerleşim yerleri azaldı. İnşaatlar başladı. Oulu’nun içinde biraz turladım. Merkezine kadar gittim, gayet hareketli, bisiklet yolları geniş bir şehirdi. Şehre gelip yerleşmek isteyen insan sayısı çoktur tabii ki de. Eh yerleşim yeri de yapmak lazım. Fakat inşaat alanı olarak gördüğüm bu bölgenin bisiklet yolları gayet güzel bir şekilde yapılmış, ilginç. 5 km daha gittim, inşaatlar bitti. Ulan ulan inşallah yol çıkmaz değildir derken hakikaten yol da bitti. Ormanın girişine geldim. Off 5 km geri pedallayacağım. Yapacak bir şey yok, geri döndüm ve inşaat sahasına geri geldim. Orada çalışan bir adam buldum.

                  –  Merhaba bir şey sormam mümkün mü?

–  Merhaba.

–  İnsanlar yerleşmeden bisiklet yolunu neden yaptınız merak ettim?

Evlerin yapılacağı alana karar verildiğinde önce iş makinalarının girmesi için yolları açıyorlarmış sonrasında o makinaları kullanıcak insaların şehirden bu alana gelmeleri için bisiklet yollarını. : ) Ankara’da İncek yolu vardır. Arkadan Konut Kent’e falan bağlanır. Orada dik iki yokuş var, sağında solunda boş ve geniş bir arazi. Şimdi o yoldan geçenler bir daha dikkat etsinler, yolu bile tam olmayan o alanın bok yolları hazırdır. Senelerdir hazırda bekler, taş üstüne taş konmamıştır ama bok yolu var. Sağında solunda yerleşim yeri de yoktur. Hani bağlantı yapmışlardır falan diyebileceğin bir durum da yok ortalıkta. Şimdilerde belki yeni yeni evler yapılmaya başlanmıştır. Fakat o alan senelerdir o şekildeydi. Tabii ki de alt yapı önemlidir fakat bu konuda ben sadece önceliklerimizi bu şekilde göstermek istedim. Halbuki Ankara’nın o bölgesi bisiklet yolları için o kadar uygundur ki. Ne yol kenarlarında ne sitelerde bir yol, bir tabela görürsünüz.

Şu yoldan gidersem ana yola çıkmadan tek başıma uzun bir süre takılırım sanırım, güzel. GPS’de bu ara yolların gözükmesi hakikaten çok iyi oluyor. Finlandiya hükümeti biraz yolları temizlemiş doğa ana da kalan kısmı buza çevirip üstüne de kar serpiştirmiş. Bisikletle gidebileceğim bir alan var. Orman yolunda ufak tepecikler bir aşağı bir yukarı çıkıp iniyorum. Hava kararmaya başladı. Kendime çadırı kuracak bir alan bulmak zorundayım. Her yer orman olmasına rağmen yol dışında bir alana adım attığımda belime kadar karın içine gömülüyorum. İşte bu yüzden çadırı kurabileceğim bir alan bulmam şart. Gene bir tepeyi çıktım ve yol o tepenin üzerinde gitmeye başladı. Yaklaşık 70 kilometredir bu ıssız alanda gidiyordum ve pedallamayı bıraktım. Ufuk çizgisine bakıyorum.

–          Gürkan nasıl alanlarda pedallıyorsun? Bu ne böyle?

Arkama baktım manzara aynı, inanılır gibi değil. Ufuk çizgisine kadar her yer orman. Ama her yer! Biz ailece karadenizliyizdir. Bizim oralarda yeşilin her tonunu görürsün, ormandır alabildiğince, hep böyle deriz. Fakat ben böyle bir yeşil alanı ömrüm boyunca hiç görmedim. Zaten bir önceki yazımda da bahsetmiştim. Finlandiya’da yerleşim yerleri hariç (şehirlerde de park bahçe yeşil alan dolu) her yer orman. Bir süre o manzarayı seyrediyorum, aklıma Moğolistan geliyor. Her yöne dönüyorsun manzara hep aynıydı, çok garip bir his böyle bir alanın ortasında bulunmak. Artık hava da iyice kararıyor. Ufuk çizgisine kadar her yerin orman olduğunu görünce kamp alanı bulmam da bir hayli zor. Ön ve arka ışıkları takıp yoluma devam ediyorum. Gece yolculuk yapmasını seven biri değilim! Fakat beyazlara bürünmüş sessizliğin hakim olduğu koca bir ormanda tek başıma her zaman pedallarım. Göründüğü kadarı ile yakınlarda da yerleşim yeri yok. Sessizliği bozan tek bir şey var. Tekerleğimin altında ezilen karın çıkardığı ses. (Türkiye’de verdiğim sunumlara katılanlar bilir o derin sessizliğin ne anlama geldiğini, gerçi o zaman bile anlatamamıştım ya, neyse ki ses var..)

Kutub çizgisine gelmeden önce geçeceğim şehir Rovenievi. Akşam olmadan şu kutup çizgisine varayim derken şehirden geçerken bir Türk restoranına daha rastladım. Dur ya, şurayı da atlamadan gitmeyeyim. Kapıdan içeri giriyorsun önce Fatih Sultan Mehmet’in portresi karşılıyor, hemen yanında Mustafa Kemal Atatürk. İçeride bir köşeye bakıyorsun tüm Osmanlı padişahları. Dekor otantik, tabii ben ”Selam!” diyince kasada duran abi de şaşırıyor. Bi de üstüne bisikletle Türkiye’den geldim diyorsun. Şaşırma durumu iki katına çıkıyor.

Aslında bu rota benim güzergahımda yoktu. Hedeflerim arasında Avrupa Kuzey Kutub çizgisine bisikletle gitmek de yazmıyor. Alaska’da zaten yol üstündeydi. Asıl rota Helsinki – Turku sonrasında feribotla Stockholm. Fakat hazır buralara kadar gelmiş, Rusya’da eksi limitleri zorlamışken yukarı da çıkayım dedim. Grönland’a kadar gidecektim, çalışan gemi olmadığını duyunca vazgeçtim. İşte sağı solu geziyorsun..

Mekanına girdiğim abinin adı Hüdaverdi. Önce yemek yiyorum sonra da bana demleme çay yapıyor. Çayı çok fazla sevmesem de uzun zamandır o demleme çayı içmiyordum. İçerim abi diyip sohbete daldık. Sohbet muhabbet derken hava karardı.

–          Abi ben şu çizgiye gidip döneyim.

–          Yahu araba ile götürürüm.

–          Yok abi teşekkürler. Zorunlu kalmadıkça taşıt kullanmıyorum.

–          Peki.

Havanın kararmış olması pek önemli değil çünkü o alana kadar şehirden bisiklet yolu var. Aydınlatmalı falan. Yolda giderken koşu yapanları da görüyorum. Bak bu da ayrı kafa ha! “Hayatım ben bir kutub çizgisine koşup geleceğim”. Şehirden 10km kadar uzakta. Çizginin yakınlarına Noel Baba parkının ışıklarını kondurmuşlar.

İyi de Noel Baba bizim oralıydı, bu vatandaşlar sahiplenmiş. Kutub çizgisinin geçtiği Napapirri ilçesinde Noel Baba için bir köy inşa etmişler. Sanki bu köy onun çalışma yeriymiş gibi insanlara daha doğrusu ufaklıklara gösteriliyor. Cazibe merkezi yapmak için akıllıcı bir hareket. Gelen “Aaa çizgiye geldik demekle kalmıyor.” böylece.


Noel Baba ile fotoğraf çektiriyor, Noel Baba’lı oyuncaklar, çoraplar, geyikli donlar alıp alanı terk ediyor. Pırlantacı, Kuyumcu falan da var. : ) Dükkanların olduğu alandan ayrılıyorsun, karşına arkalarına kızak takılmış geyikler çıkıyor. İstersen bir tur bindiriyorlar. Aslında oraya bir masa da ben açacaktım. “Türkiye’den gelen bisikletle Kutup çizgisini geçmek 5 euro.” Valla kızakla gezdiren tiplerden daha iyi iş yapardım. Çizgiye bisikletle varıp önce bir geçiyorum, ardından bir kaç foto.

Yuh Shell benzin istasyonu çizginin hemen üstüne kurmuş dükkanı. Ee petrol çıkartacağız diye dünyanın her tarafında bulunan bir markanın çizginin üstüne dükkan açmasına da şaşırmamak lazım. Dur bakım çevresinde çadır kuracak yer var mı? Aha var, hop çadırı hemen arka tarafına atıyorum. Aaa beleş internette var. Süper. ( Kutup dairesine hep çizgi diyorum çünkü o alana gittiğinizde bir daire değil. Yolun ortasında çizgi göreceksin… Aaaa daire bu demezsiniz : ))

İstasyonun hemen karşısında da Noel Baba oteli var, geceliği 420 TL. : ) Çizgi üstünde çadırda kalmak isterseniz buyrun geceliği 10€ artı kahvaltı da benden. Duş yok, tuvalet ortak, şifre Miami. : ) Çizginin üstüne çadırı denk getirip 2 gün o alanda kaldım. Karda buzda pedallamak hakikaten beni üç dört misli daha fazla yoruyor. Karlı yola giriyorsun, ekstra güç harcıyorum. Yola çıkıyorsun sağ taraf kar ve buz. Dengeyi korumak için çaba harcıyorsun bütün kaslar çalışıyor. Bu da doğal olarak beni hakikaten oldukça zorladı.

Videoyu kuruyorum çekim yapacağım, boru değil bisikletle kutup çizgisine geldim. Her şey hazır. KAYIT. Birkaç saniye sessizlik oluyor, konuşamıyorum..

–          Merhaba Ben Gürkan Genç, 9 Eylül 2012 tarihinde bisikletimle dünya turuna çıktım. Şu an Kuzey hahahahaahhhahahha!

–          Baştan Baştan. Merhaba Ben Gürkan Genç Hahaha!

İşte o an olayı fark ediyorsun. Normal bir adamın yapacağı iş değil hakikaten.

–          Baba naber ?

–          İyi ya ne olsun bisikletle bir kutub çizgisine gittik, ciğerlere temiz hava çektik, güneye doğru salıcam. Sen nasılsın?

Daha önce bu şekilde dünya turu atan bisikletli gezginlerin yazılarını okuyup, videolarını seyrederken böyle zor ortamlardan geçen kişilerin kimi zaman güldüklerini kimi zaman ağladıklarını seyretmiştim. Gülmek, ağlamak, avazın çıktığı kadar bağırmak bisikletle o noktalara gitmeyi başaranlar için inanılmaz bir hazdır. İmkansız gibi görünen hayallerini başarmanın verdiği o anki mutluluk nasıl tarif edilir ki? Kara-Kum Çölü, Pamir Tırmanışı, Walkhan Vadisi, Gobi Çölü, Kuzey Kutub Dairesi, -38 derece çadırda kamp atmalar, bisiklet üstünde -57 dereceleri görmeler ve önümdeki diğer hedefler. Yolculuklarıma başladığım ilk günlerden beri hep zor olanı başarabileceğime inanmışım. Çünkü o zaman gerçek beni daha iyi tanıyor ve anlıyorum. Bu tarzda bir bisiklet gezisi sadece dünyayı gezmek, ülkeden ülkeye, şehirden şehre gitmek değildir. Aynı zamanda kendini de tanımaktır.

Uzun süre duş almadıysam bisiklet kullandığımın altıncı gününde genellikle kafam kaşınmaya başlar. Her gün 100km yapıp (son zamanlarda kilometre olayını biraz bilerek arttırdım, her yerde aynı manzara ve aynı ıssızlık var) terleyip sonrasında tulumun içine girip, 24 derecelik sabit bir sıcaklıkta uyumak olayı biraz daha vahimleştiriyor. İç çamaşırımı 3 günde bir değiştirdiğimi söylemiştim. Kışın otele de girmiyorsanız çamaşırlarınızı yıkayacak ortam da pek bulamıyorsunuz. Peki ben ne yapıyorum? Bu restoran veya benzin istasyonu tuvaletlerine girip saçımı yıkıyorum, traşımı oluyorum, iç çamaşır ve çoraplarımı yıkayabiliyorum. Sıkıp suyunu iyicene aldıktan sonra kağıt havluyla da son nemini alıp havlumun arasına koyuyorum. Sonra da çantanın içine atıyorum. Havluya sarıp atmazsam akşama hepsini buz kaplamış olur. Akşam çadırda kaldığımda da nemli olan çorapları ve iç çamaşırları tulum içliği ile tulumun arasına güzelce yerleştiriyorum. 24 dereceye ulaşan iç sıcaklık sonucunda sabaha hepsi kurumuş oluyor. Aynı şekilde bu tuvaletlerde saçımı yıkıyorum ve termoslarıma su dolduruyorum. Rusya’dan sonra uzun bir süre içme suyuna para verme olayı da bitmiş oluyor. Finlandiya’da musluktan akan suyun kalitesi bizim ülkemizde satışta olan suyun en kalitelisi ile hemen hemen aynı kıvamda.

Kutub çizgisi üzerinde kaldığım günler içinde çizgiyi ziyarete gelen Erasmus öğrencileri ile de tanıştım. Durumu öğrenen her milletin öğrencisi adresini telefonunu verip beni kendi ülkelerine davet ettiler.

Tam ayrılırken de İspanyol bir gruba denk geldim. Bulunduğumuz noktada hemen telefonları çıkartıp twitter facebook arkadaşları ile paylaşıp sayfama baktılar. : ) Arada bir mesaj atıyor Alberto “İzliyoruz şuradasın, buradasın” diye. Neyse ben yolculuğuma devam edeyim. Bu arada Kuzey ışıklarını görmedim! Bu olay tamamı ile bir şans işi 2 hafta kuzeyde pedallarsın hiç görmezsin ama iki günlüğüne taile giden adam görür, şans. Neyse Alaska’da daha uzun süre kalacağım, o tarafta görürüz artık.

Sorulacak soruya sadece İzmir’de ikamet edenlerin cevap atmasını rica ediyorum. Çekilişte adı çıkan arkadaşım İzmir Buca Türk Amerikan Derneğinden 1 yıllık ücretsiz yabancı dil eğitimi alacaktır. Katılım şartları cevabın gönderileceği e-posta burada yazmaktadır. Bu burs çekilişine katılım 7 Mart 2013 saat 11:30 – 23:30 saatleri arasındadır. Sonraki saatlerde ve günlerde gelecek cevaplar geçersizdir. Cevaplar şahsım tarafından değerlendirilecek ve çekilişi yapacağım.

“Türkiye – Japonya turunda bisikletin arkasında dalgalanan Türk Bayrağı şu an nerede durmaktadır? Bu yerin önemi ve hakkında bilgi.”
Soruyu cevaplayan Sude Özyürek bursu kazanmıştır.

Sayfanın genel yapısı ile ilgili olumlu veya olumsuz düşüncelerinizi takım arkadaşlarımdan Engin’e gönderebilirsiniz. havder@gmail.com

Sevgiler.

Finlandiya’da bisikletle gidilen Rota:

View Finlandiya in a larger map

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!