• ANLIK KONUM Garmin inReach

  • 28 Ekim 2025

Kanada’nın yolları, kasabaları güzel olduğu kadar düşündürücü.

Kanada’nın yolları, kasabaları güzel olduğu kadar düşündürücü.

Kanada’nın yolları, kasabaları güzel olduğu kadar düşündürücü. 1024 768 Gürkan Genç

Önceki yazılarımda Kanada’nın kuzeyine doğru ilerlediğimi söylemiştim. British Columbia bölgesinin kuzeyi ve Yukon bölgesi bu klasik güzergahta rotamda yer alıyor.

Klasik güzergah dediğim mevzu nedir?

Güney Amerika ve Kuzey Amerikayı boydan boya geçen gezginler iki kıtanında batısında bir rota oluşturarak Güney Amerika’nın en ucundan başlar Kuzey Amerika’nın en tepesine kadar çıkarlar . Bu rotada ben de Güney Amerika’da Ushuaia kadar inip ordan yukarı çıkanlardanım. Hedefim de Alaska tarafında kutup dairesini geçmek. Bu kutuıp dairesini bir de Kanada tarafında geçebiliyorsun.

Metre metre dünyayı gezen birine en çok sorulan sorulardan ilki “En beğendiğin ülke veya bölge neresi?” sorusudur. Benim bu soruya cevabım yıllardır değişmemişti. Bu ülkeleri veya bölgeleri sevmemin sebepleri içinde oradaki yemekler, meşhur bölgeler, fotoğraflık alanlar, insanların maddi durumu, gelir kapıları yer almaz.

Ayrıca şunu da ekleyeyim; daha önce birkaç yerde dile getirmiştim, çok uzun yıllardır beğendiğim çok güzel yerleri veya doğal güzellikleri adları ve konumları ile paylaşmıyorum. Daha çok insan hikayelerini ve yoldaki hallerimi anlık gördüğüm güzellikleri paylaşırım. Gördüğüm bakir yerlerin bilinmesine gerek yok. Başkası keşfeder paylaşır orası beni ilgilendirmez.

Dünya turumdaki liste başındaki üç ülkede yer alan köyler, artı gene o ülkelerde gözlemlediğim hastane, eğitim, halk pazarı, kültür uyuşması gibi etkenler sıralamayı etkiliyor. Mesela Japonya’yı herkes gitsin görsün, hatta ilk seyahatinizi oraya yapın derim. Fakat benim ülke sıralamasındaki kriterlerimde ilk 10’da yer almayacak bir ülkedir Japonya. Veya Amerika Birleşik Devletleri’nde, Florida – Miami, New York, Orlando, San Francisco. Bu şehirler kıta genelinde liste yapsam en sonlarda yer alırlar.  Çünkü Gürkan Genç’in listesindeki köyler, kasabalar turistik istatistiklere göre sıralamada yer almıyor. Her gezginin bakış açısı ve gözlemi farklıdır. Neyse, ilk üç:

1- İspanya (3 ay pedalladım)

2- Şili (1.5 sene pedalladım)

3- Güney Afrika (5 ay pedalladım)

(Bu arada yazıyı yazdığım dönemde bir sene bir ay Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadım ve Kanada’da üçüncü ayımdayım)

Bu ülkelerde belli bölgeler olağan üstü derecede muhteşem. Benim açımdan bu muhteşemlik 10 farklı kriterin bir araya gelmesinden oluşuyor. Dediğim gibi herkesin de zevkler ve renkler farklıdır.

Şimdi bu konuya neden girdim ve neden böyle detaylar verdim?

Bisikletle seyahat ederken birçok coğrafyada uzun soluklu yalnız kalmalarım oldu. Mesela çöl geçişlerim, Afrika’nın ve Orta Asya’nın doğasındaki yalnız pedallamalarım. Fakat ilk olarak Şili’nin güneyinde Patagonya’da şu sözü söyledim “Len bu insanlar bu alanlarda nasıl ilerleyip de bu yolları açtılar?’’

Dağda, bayırda, çölde ufuk çizgisine bakıp yön tayin etmek çok kolay. Ama ormanlık bir alanın içinde bu yön tayinini yapmak gerçekten zor.

Bu cümleyi yıllar sonra Kanada’da da tekrar söyledim. Kanada’da bir başka enteresan durum kilometre başına düşen insan sayısı. Şili Patagonya’sında da durum aynıydı. Sonra ufak bir araştırma yaptım ve elde ettiğim veri beni şaşırttı.

Dünyada kilometre başına en az insanın düştüğü bölgeler neresi diye bir araştırma yaptığımda çıkan ilk 5 bölge:

1 –  Yukon Kanada 482.443 km² – Kilometre başına düşen insan 0.08 kişi

2 – Grönland Danimarka 2.166.086 km² – Kilometre başına düşen insan 0.14 kişi

3 – Sahra Çölü Kuzey Afrika 9.200.000 km² – Kilometre Başına Düşen insan 0.5 kişi

4- Patagonya Şili 287.000 km² – Kilometre başına düşen insan sayısı 1.26 kişi

5 – Gobi Çölü Moğolistan 450.000 km² – Kilometre başına düşen kişi sayısı 1.5 kişi

Türkiye’de kilometre başına düşen insan sayısı hakikaten kahkaha attım

Türkiye 783.562 km² – Kilometre başına düşen insan sayısı 113 kişi.

Şöyle bir şey daha ekleyeyim; dünyada bizim yüzölçümümüzle hemen hemen aynı 8 ülke daha var. Bu ülkeler arasında da açık ara kilometre başına düşen insan sayısı bizde çok fazla.

Yukarıdaki listede iki adet kuru çöl, bir adet buz çölü var. Şimdi bunlarda ufuk çizgisine bakıp yol açmak veya yolunu, yönünü tayin etmek kolay olduğu için o Şili Patagonya’sında yaşadığım duyguyu yaşamamıştım. Grönland’a bisikletle gitmedim, gider miyim bilmiyorum.

İşte Patagonya’da doğanın içinde pedallarken, orada hissettiklerim başkaydı. Bu kaşifler buralara gelip bu yolları nasıl açtılar? O sıra şunu söylemiştim “Gelecekte hayatımın nasıl şekilleneceğini bilmem mümkün değil, belki bu kuracağım cümleyi kurmamam gerekiyor ama yanlış coğrafyada yanlış zamanda doğduğumu düşünüyorum. Hakikaten şu dünyayı keşfetmek için geç doğmuşum.” Buralarda bu yolları izleri açan kaşiflerin öncülerin yerinde olmak isterdim. Bilinmezliğin içinde gitmek çok ayrı kafa.

2010’da elimde kâğıt harita ile Japonya’ya gitmekle ile, 2012’den sonra akıllı telefonla ve GPS yardımı ile dünyayı gezmek, hatta  www.gurkangenc.com sayfasından birşeyler öğrenip yola çıkıp gezmek bambaşka kafalar. Bir elin yağda bir elin balda durumu.

İşte British Columbia ve Yukon’da sessizlik içinde pedallarken de aynı duyguyu hissettim. Yol üstünde Telkwa adında küçük bir kasabada dondurma molası verdiğimde gözüme ufak bir müze ilişti. Bisikletle dünya turumda 71 ülkenin ulusal müzelerine ve sanat galerilerine gittiğimi de gururla yazmak isterim. Müze gördüğümde kaçırmam ve tabiki bunu da kaçırmadım. Lan iyi ki durup dondurma yemişim ve iyi ki böyle güzel bir alışkanlığım var

Bak şimdi;

Genç bir çocuk bana müzeyi gezdirmeye başladı. Önce bölgedeki tarım faaliyetlerini öğreniyorum. 1913 yılında tren yolunun gelmesi ile tabi ki bölge hareketlenmiş. Ama yukarıda kilometre kareye düşen insan sayılarını paylaştım. Hani hareketlenmiş deken lafın gelişine dedim. ☺ Burada iklimin soğuk olması ve güneşin de az olması tarıma olanak vermemiş ama gene de kısıtlı bir sürede hayvancılık ve tarım yapılıyor.

(Not: 2013 yılından beri iklim değişikliğini yolculuğumda yakınen takip ediyorum, İskoçya’da derelerin durumu arpa viski üretimi, Fransa’da üzüm şarap, İspanya’da zeytin ağaçları ve yağı, Fas, Cezayir, Tunus‘daki kuru üzüm üretimi, Arap Yarımadası’ndaki üretimler ve çiftçilik, Güney Amerika’daki üretimler. 2020 yılında Türkiye’de birilerinin kahve ektiğini konuşmuştuk. Bu yıl tonajlı hasat yapmışlar. Ben bu sayfadan diyorum ki Adana, Mersin, Hatay bölgelerinde yaşayan, arsası olan vatandaşımız tarlalarınıza bölgedeki su kaynakları tükenene kadar kahve ekin. Çünkü kara altın artık Türkiye topraklarında tonajlı olarak yetişmektedir, iklim değişmeye devam ediyor. Bu treni kaçırmayın derim. Gene ilerde bir gün birileri bana yazacak sen demiştin diye. Ben buraya yazdıklarımı yakın çevreme 15 yıldır diyorum da herkesin bir kulağından girip diğerinden çıkıyor, sonra bana dediklerim gerçekleştiğinde sanki ilk defa görmüş duymuş gibi bir de videosunu veya haberini atıyorlar. Bir de şunu söyleyim evinizde bir köşede seramik su filtre sistemi bulunsun ne olur ne olmaz)

Sonrasında Kanada’nın kuzeyine madencilik geliyor. Zaten millet buralara o yüzden göçmüş, derelerde elekten suyu geçirdiğinde altın görenler buraları coşturmuş. Hala da derelerde izin alıp bu işe girsen altın bulabiliyorsun ve hali ile de bölgenin en büyük altın madeni de benim bu geçtiğim bölgelerin yakınında, yıllık yarım ton altın çıkartıyorlar. Şimdi şunu da tekrar edeyim; bu bölgelerdeki insan sayısını yukarıda paylaştım. Bölgedeki madencilik faaliyetleri de az değil. Neyse biraz daha ilerledim, birkaç yumurta kartonu ve bir duvarda kocaman bir hikâye asılı duruyor. Bu neymiş bakalım;

Joseph Coyle; karton yumurta kaplarını icat eden kişi. Nasıl yani? Günümüzde dünyanın dört bir yanında kullanılan yumurta kaplarını tasarlayan kişi bu kasabada mı bunun tasarımını yapmış. Hahah yok artık.

Joseph Coyle, 1911 yılında British Columbia’nın Smithers kasabasında, bir otel sahibinin kırık yumurtalar yüzünden çiftçiye kızdığına tanık olduktan sonra, yumurtaların güvenli taşınması için bir çözüm arayışına giriyor. Sonuç olarak, her yumurtayı ayrı ayrı saran, katlanabilir ve hafif bir karton kutu tasarımı geliştiriyor. Bu tasarım, yumurtaların taşınırken birbirine çarpmasını engelleyerek kırılmalarını azaltıyor.

İlk başta bu kartonları elle üreten Coyle, talebin artmasıyla birlikte bir makine icat ediyor ve üretimi otomatikleştiriyor. 11 Haziran 1918’de bu kutunun patentini alıyor. Us Patent US1269394 “Eggbox”. Adam birinci dünya savaşının sonuna doğru bu icadı yapıyor. O dönem ham madde bulmak sıkıntı olduğundan ticareti büyütemiyor. Tam dünya belli bir düzene girdi demiş bu sefer de ikinci dünya savaşı patlak veriyor. Bunun öncesinde de ABD’de patentler 20 senenin sonunda kamuya açılıyordu. Olayın ticari büyümesi de ikinci dünya savaşı sonrası başka şirketlerin tasarımı alıp, geliştirip bugünkü haline getirmesi ile oluyor. Evet Joseph Coyle bu buluştan bir gelir elde etmiş fakat bu fikrinin başkaları tarafından devasa bir ticarete dönüşmesini seyretmiş. Seyretmiş diyorum çünkü adam 101 yaşına kadar yaşayıp 1972’de ölüyor. Kızı Ellen Myton bir gazete röportajında “Babamın kartonu bir çok milyoner yarattı ama babam o milyonerlerden biri olamadı” diye konuşmuş. Ne diyim toprağı bol olsun.

Bu arada böylesine basit görünen ve maliyeti düşük olan karton yumurta pazarının büyüklüğü günümüzde 2.8 milyar dolar ve her yıl %2.4 ile büyümeye devam ediyor.

Basit olanı icat etmek zordur.

Tam müzeden dışarı çıkacağım bir hanımefendi yanıma geldi. Uzun yoldan geldiğimi anlayıp karşıdaki tarihi kiliseyi de gezmem için bana açtı. Kilisede 1900’lü yılların başında papazlık yapan Frederick Lambert Stephenson’ın aynen benim gibi bölgenin bütün kuzey alanını at üstünde gezdiğini söyledi. Benim aklıma direkt ayılar geldi. Ulan ben hemen hemen her gün ayı görüyorum. Bu insanlar geceleri yatarken yanlarındaki kurutulmuş etleri veya diğer yiyecekleri nasıl saklıyorlardı ki? Etleri tuzlamaları, yaktıkları odunların küllerini toprak altına gömmeleri kokuları bir nebze olsun bastırıyordu. Ayrıca yanlarında ya bir köpek oluyordu ya da ekip halinde geziyorlardı. O dönemde tek başına gezenlerin çok iyi silah kullanmaları, çok iyi kampçılık ve hayatta kalma teknikleri bilmeleri gerekiyordu.

Yolda durup bir dondurma yemek istemiştim nerelere geldi konu. Bu arada kasabayı da yürüyerek gezdim. Güzelmiş.

Bir başka gün yağmurun altında bisiklet sürüyorum. Sabahdan öğlene kadar yağdı, ben de hep yoldayım. Yüzümde oluşan damlacıklar akmaya başladı ve giydiğim gömleği biraz nemlendirdi. Tamamdır daha fazla ilerlemeye gerek yok, öğlen yemeğini kasabada yiyeyim sonrasında devam ederim. Hem belki bu sırada yağmur da şiddettini azaltır.

Durduğum kasabada bir iki tane restaurant vardı. Bir ileri bir geri hangisinde yemek yiyeceğim diye bakınırken bir tanesinin bisikleti park edeceğim noktadan onu seyredebileceğim oturma yerlerine sahip olduğunu gördüm ve o restauranta girmeye karar verdim. Mis gibi güzel bir hamburger söyledim. Yumuldum, bu lezzetli hamburgeri yiyorum. Sabahtan beri pedal çeviriyorum, gerçi bu noktada ne yesem lezzetli gelecek o da ayrı bir konu. Yan masadaki adam sordu:

–       Nerden geliyorsun?

–       Aşağıdan Vancouver’dan geldim.

–       Türksün di mi?

–       Evet.

–       Uzun zamandır yoldasın gibi.

–       Evet.

–       Nereye doğru gidiyorsun Alaska mı?

–       Evet

O sırada eşi söze girdi.

–       Seni çok iyi anlıyoruz, belli yorgunsun. Biz de bisiklet turları yapıyoruz. Senin gibi uzun bir yolda olan kişinin ne tür zorluklar atlatabileceğini ve nasıl zorluklar yaşadığını tahmin edebiliyoruz.

O an gerçekten karşımda beni anlayan birilerinin olduğunu öğrenince yemek yemeği bırakıp neler yaptığımı onlara anlattım. Ardından adam kalem kağıda bir şeyler yazdı ve bana uzattı.

–       Bir kaç gün sonra bizim şehrimize geleceksin. Bu evin adresi, bu da telefon numaram. Geldiğinde ara, bizde istediğin kadar kalıp dinlenebilirsin. Seni ağırlamaktan mutluluk duyarız Gürkan.

–       Harvey ve Corry çok teşekkür ederim. Bir kaç gün sonra sizin evinize varmış olurum. Mutlaka arayacağım teşekkürler.

British Columbia içinde zaten güzel bir bisiklet yolunda ilerlerken Smithers’a varmadan daha da güzel bir bisiklet yoluna girdim (bu yolu da demin yukarıda tanıştığım ailenin damatları tasarlayıp yaptırmış). Bu arada bisikletin ön tekerindeki tüm jant tellerini söktürüp tel nipellerin hepsini daha büyükleri ile değiştireceğim. Bu kasabada umarım bisikletçi vardır derken Kanada’daki en iyi bisiklet dükkanlarından biri Smithers’da çıktı. Hatta dükkanda ben yoldayken Ortlieb’in yeni çıkardığı kadro üst boru çantasını da gördüm. (Seattle’a geri döndüğümde hemen Ortlieb HQ’ına (ana merkezine) gidip oradan yenisini aldım)

Harvey ve Corry beni öyle bir ağırladılar ki hiç böyle bir evde dinleneceğim aklıma gelmemişti. Göl kenarında bana müstakil bir ev verdiler. İstediğim kadar kalıp dinlenmemi de söylediler. Birlikte akşam yemeği yedik, sohbetler ettik, yürüyüşlere gittik. Bölge hakkında değerli bilgiler aldım. Halk pazarından, müzesine, fotoğraf sergisine kadar şehri gezdim. Ne güzel detaylar gördüm, ne güzel birbirinden değerli bilgiler öğrendim.

Harvey ve Corry, 65 yaşında olmalarına rağmen hâlâ vakit buldukça uzun bisiklet yolculuklarına çıkıyorlar. Alaska’ya ulaştıktan sonra Vancouver’a geri döndüğümde, anılarımı yazarken bana Vancouver’daki evlerinin anahtarını verdiler. Bu evi de dilediğim gibi kullanabileceğimi söylediler. Böylece iki harika dost kazanmış oldum. Bir gün onları Türkiye’de ağırlamayı ve kendi bisiklet turlarıma davet etmeyi çok isterim. Corry ile bölgedeki First Nation (Kızılderililer) halkaları hakkında da sohbet ettik. Çok etkileyiciydi.


Prince George adında bir şehir var yukarıda. Normalde şehirden geçip gidecektim fakat Hemşire Nurcan mesaj attı bana. ☺ Gitmiş buralara eşi Serdar ve oğulları ile birlikte yerleşmişler. Bir akşam evlerine davet edip mangal hazırladı Nurcan. ‘Ben ege kadınıyım, mangal meze bizde her zaman olur Gürkan, iyi ki gelmişsin soframıza konuk olmuşsun’ diyerek beni ağırladılar. Hep birlikte çok güzel sohbet ettik, sağolsunlar bir kaç hafta sonra da beni yolda gene yakaladılar. ☺

Sonracığıma Warmshowers’dan gene birbirinden değerli insanlarla tanıştım. Böylelikle Kanada’yı, Kanada insanını yakından çok daha iyi tanıyıp anılarını, hayallerini bizzat kendilerinden dinliyorum.

Önümde ilerleyen bisikletli gezginler Shelby ve Andrew’u yakalamayı da başardım. Muhteşem eğlenceli sohbetli, hoş insanlardı. 3 gün birlikte pedalladık sonrasında ben kendi tempomda ilerledim. İkisinin de ilk turlarıydı.

Evlendikten sonra böyle bir tura çıkma kararı almışlar. Bu arada ilişkileri bir randevulaşma uygulaması ile başlıyor, sonrasında evleniyorlar ve bu yolculuğa çıkıyorlar. Alaska’ya vardığımda da ara ara onları yolda görmeye hep devam ettim. Onlar yavaş pedallıyorlardı, bense aradaki boş alanları biraz daha hızlı geçiyor veya daha uzun kilometreler pedallıyordum. Kamp noktalarında veya şehirlerde daha fazla kalıp sosyalleşiyor ve insanları tanıyor, hayat hikayelerini dinliyordum. Bu sürede onlar beni geçiyorlar ve ben de onları tekrar yakalayıp bazen bir akşam yol üstünde kamp atıyorduk, ertesi gün gene tek başıma devam ediyordum. İkisinin de yolu açık olsun ve umarım hayallerini gerçekleştirirler.

Yüzlerce kilometre yanmış alanlar, yüzlerce kilometre ıssız topraklar. Günde bir iki arabanın geçtiği bir yol var. British Columbia’nın 37 numaralı yolu. Kitwanga’dan yukarı çıkıyorsun. Bu yol 722 kilometre sağlı sollu sık ormanla çevrili. Yol boyunca toplamda 3-4 tane yerleşke var. Telefon sinyali 722 kilometre boyunca yok. Bu yerleşkelere geldiğinde köyde bulunan Starlink uydu internetine bağlanmak istersen 2GB için 15 dolar veriyorsun. Bu köylerin tamamı da First Nation halkına aitler.

Türkiye’de günümüzde Amerikalı yerli halkları deniyor veya en azından gençlerin artık böyle dediklerini ümit ediyorum. 1950 sonrasında Türkiye’ye giren kovboy hikayeleri ve 1990’lı yıllara kadar izlenilen kovboy filimleri ile 40 yıl boyunca iki kuşak hatta üç kuşak bizim ülkemizde bu insanlara KIZIL-DERİLİ dedik.

Güney Amerikalılara – Yerli halk

Kuzey Amerikalılara – ABD’de yerli halk – Kanada’da İlk Ulus deniyor.

Mesela Güney Amerika ile Kuzey Amerika kıtası arasındaki yerli halkla ilgili şöyle bir gözlemim oldu. Genel olarak Kuzey Amerika’daki yerli halk kendileri, ırkları kültürleri ile gurur duyarken, Güney Amerika’daki yerli halk arasında bu oran daha az. Her iki kıtada da festivaller yapılıyor ama bir fark var. Kuzey Amerika’daki yerli halk azınlıkta olmasına rağmen görünülürlük ve örgütlenme sayesinde kültürel kimlikleriyle gurur duyabiliyor, Güney Amerika’daki yerli halk ise asimilasyon ve düşük görünülürlük nedeniyle bu gururu göstermek konusunda daha az fırsata sahip. Artı yerli halk mensubu olduğundan veya olma ihtimali olabileceğinden utanç duyan kişiler ile de tanıştım. Hatta şöyle bir şey de başıma geldi; bir restaurantta oturmuş ülkenin tarihinden kültüründen bahsederken masadaki bir arkadaşa “Çevrene şöyle bir baksana, ben de dahil gerçekten bu toprakların sahiplerinin torunu olarak mekanda sadece sen varsın” sözünü Latin Amerika’da birine söylemiştim. Sonrasında kendisini yerel halktan biri yaptığım için tonca laf yemiştim. (DNA testi yapsaydı öyle çıkacaktı) Yukarıda dediğim gibi biz yıllarca kovboy ve kızılderili filmleri ile büyüdük, bu pazarlama birilerinin soyları ile gurur duymasına, diğerlerinin duymamasına vesile olmuş.

Aslında bu başlığı başka bir yazımda atacaktım ama madem bu konuya girdim, devam ediyorum.

“Highway of Tears” ( Gözyaşları otoyolu) Bu yazı tek başına bir yazı olmalıydı fakat yazmaya başlayınca bazen durmak istemiyorum, bu yüzden bu yazıyı da makalenin içine yerleştireceğim.

Bu tabelayı Kanada’da yaşayıp Smither’s’a doğru gidenler görebilir. Öncelikle şu an anlatacaklarımdan buraya gelen Türk vatandaşların çoğunun haberi yok. Bilenler de sadece “Evet beyaz insan burada yerlilere çok zulüm etmiş, alkole ve uyuşturucaya alıştırmış ve topraklarını almış onların” şeklinde biliyor. Türkiye’den de bu durum öyle gözükebilir.

Yukarıda 722 kilometrelik yol var dedim ya işte bu tabela da bu yol üzerinde.

“GIRLS DON’T HITCHHIKE” on the Highway of Tears

Bu tabelayı görüyorsun. Şimdi bu tabela öyle pek gözüken bir yerde değil. Ara ara birlikte pedalladığım Shelby ve Andrew’a yolda bu tabelayı görüp görmediklerini sordum ve görmemişlerdi. Kızları otostop çekmemeleri için uyaran bir tabela ve altına da yazmışlar “Gözyaşı otobanı” Smithers’da bu konuyu Corry’e sorduğumda gözleri dolmuştu. “Gürkan yerli halka buralarda çok zulüm yapıldı.”

Kanada’da yerliler için açılan ilk katolik okulu 1831’de açılmış, bu okullardan sonuncusu 1997’de kapatılmış. Toplamda 172 okul açılmış. (Not: Kanada ülke statüsünü 1867’de aldı.) Bu okullar Anglikan ve Katolik kiliseleri İngiliz devletinin sömürgecilik zihniyetine göre kurululdu. Kanada 1867’de özgürlüğünü aldı, bir ülke oldu fakat iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde ordu, sömürgecilik ve dış politikada İngiltere’ye bağlı kalmaya devam etti.

Amerika Birleşik Devletleri’nde aynı katolik okulları 1819 yılında başlamış, sonuncusu 1980’de kapatılmış. Toplam okul sayısı 418.

–       Ortalama 170 sene boyunca katolik okulları sayesinde bölgede yerli halka asimilasyon yapılmış.

–       Bu okullarda yapılan her şey 1. ve 2. kuşakta İngiliz sömürgecilik sisteminde gerçekleşmiş.

–       Sonrasındaki 5 kuşak Kanada hükümeti tarafından asimile edilmiş olarak gözükse de 1931 yılına yapılan “Westminister” statüsüne kadar İngiltere kontrolünde kalmış.

Şimdi bisikletle dünya turumun 15. yılındayım. 71 ülkeyi 5 kıtada gezdim. Gittiğim ülkelerde halkla kaynaşan, aileden sayılan biri olduğumu bu sayfayı okuyan sizler gayet iyi bilirsiniz.

Şunu da iyi bilirsiniz ki amacım sizlerle bisikletle dünya turumu detaylıca paylaşmak hiç olmadı. Bazı şeyler hep havada hep eksik! İnternet sayfamda satır aralarında bu durumu da kısmen yazmışımdır.  Gözlemlediğim asimilasyon, kolonizasyon, kültür ve eğitim sistemi çöküşleri ile alakalı şu ülke şunu yaptı şu ülke bunu yaptı yerine bu sefer ben sizlere yaptığım enteresan bir tabloyu paylaşarak isim vereyim. İngiltere’den inciler;

İsim Görev Dönemi Görevi / Ünvanı Sömürgecilik Politikalarındaki Rolü
Joseph Chamberlain 1895–1903 Sömürgeler Bakanı Yerli halkların asimilasyon politikalarını ve eğitim sistemlerini şekillendirdi. İmparatorluğun küresel kolonileri için Ortadoğu ve Kuzey Amerika’da stratejiler geliştirdi.
Alfred Milner 1897–1905 Güney Afrika Yüksek Komiseri ve Sömürgeler Bakanı “Milner’in Çocukları” grubu Kanada sömürge yönetimini etkiledi. Daha sonra Ortadoğu sınırlarını çizen kadroları yetiştirdi.
Winston Churchill 1921–1922 Sömürgeler Bakanı Kanada dâhil tüm kolonilerden sorumluydu; yatılı yerli okulları sistemi onun döneminde işledi. Filistin Mandası konusunda kritik kararlar aldı, Yahudi göçünü destekledi.
Arthur Balfour 1916–1919 Dışişleri Bakanı Sömürgeler Bakanlığı ile bağlantısı vardı; kararları tüm imparatorluğu etkiledi. 1917’de “Balfour Deklarasyonu”nu yayımlayarak Filistin sorununa zemin hazırladı.

 

Şu yukarıdaki liste araştırılınca çok enteresandır. Saatlerce bu insanların bugünkü dünyayı nasıl şekillendirdikleri ile alakalı konuşabilirim. Her birinin ayrı ayrı hayat hikayelerini günlerce okudum. Günümüze kadar uzanan dünya sorunlarını, savaşları nasıl etkilemiş olduklarını inceledim. Bir noktaya ulaşınca da konuyu kapadım.

Şunu da söyleyeyim bu listede bir isimin hayat hikayesini okurken dikkatimi çeken noktalar oldu. Adamın hayatını bırakıp yetiştirdiği öğrencilerin, diplomatların, politikacıların, uzmanların hayat hikayelerini okumaya başladım. Bu kişi hiç  olmasaymış daha farklı bir dünya şekillenebilirmiş diye de düşünmeden edemedim. Bir başka yazıda belki kaleme alırım.

Kanada’nın ormanları ve doğasını gezmeye devam…

 

 

 

 

 

 

Privacy Preferences

When you visit our website, it may store information through your browser from specific services, usually in the form of cookies. Here you can change your Privacy preferences. It is worth noting that blocking some types of cookies may impact your experience on our website and the services we are able to offer.

Click to enable/disable Google Analytics tracking code.
Click to enable/disable Google Fonts.
Click to enable/disable Google Maps.
Click to enable/disable video embeds.
Web sitemiz, esas olarak 3. taraf hizmetlerinden gelen çerezleri kullanmaktadır. Çerezleri kullanmamızı kabul etmelisiniz.