• 9 Mart 2013

Rusya da şimdilik(!) bitmiştir. Sıradaki ülke Finlandiya!

Rusya da şimdilik(!) bitmiştir. Sıradaki ülke Finlandiya!

Rusya da şimdilik(!) bitmiştir. Sıradaki ülke Finlandiya! 300 169 Gürkan Genç

FİNLANDİYA ROTASI

Dışarısı soğuk ve karanlık. Saat 5:00 ve otelin hemen önündeyim. İki tane sarhoş adam sallana sallana o klasik sert rus aksanı ile birbirlerine bir şeyler anlatıyorlar, yanımdan geçerken göz göze geliyoruz, bisiklete ve bana bakıyor:

–          Hey Turcia?

–          Yes?

Baş parmağını yukarı kaldırıp arkadaşı ile yanımdan uzaklaşarak ayrılıyor. Pazar sabahı erkenden Piter’den ayrılırsan bu adamları hatta kadınları sokaklarda bu şekilde görmek mümkün. Alkolün etkisi ile bağırları açık şekilde veya kısa elbiselerle geziyorlar. Hava ne kadar soğuk olursa olsun hiç önemli değil. Şehir o kadar güzel aydınlatılmış ki sanki gündüz yolculuk yapıyorum. Bu şehir geceleri de güzel gözüküyor. Dünyayı gezdikten sonra geleceğim şehirler arasında ilk sıralarda yer alacak Piter. Sanatsal, kültürel aktiviteler, müzeler, tarihi yapı ve gece hayatı ile mutlaka tekrar gelinip yaşanacak bir şehir. St.Petersburg. Helsinki tren istasyonu olan Felinskiya tren istasyonuna gideceğim. 4km uzağımda fakat dikkatli olmalıyım. Her taraf sarhoşlarla dolu.

Baltık Denizi donduğundan dolayı tüm feribot seferleri iptal edilmiş. Bu yüzden trenle ülkeden ayrılıyorum. Finlandiya Helsinki ilk durak. Finlandiya’yı atlama noktası olarak kullanıyorum. Tabi şimdilik! Çünkü arkadaşlarım İsveç’e geliyor. Sonra geri Helsinki’ye dönüp kaldığım yerden devam edeceğim. Ayrıca ufak bir rota çalışması yapmak için fırsatım var. Dünya turu rotasını hazırlarken kaba taslak bir rota çıkarmış paylaşmıştım. Zaten rotaları yayınladıktan sonra zaman içinde değişebileceğini de yazmıştım. Ukrayna sonrasında Rusya’da pedallamak kar ve buz üstünde yol alma konusunda ayrıca kamp konusunda bana oldukça deneyim kattı. Artık daha kuzeye yönümü çevirebilirdim.

Tren istasyonuna geliyorum fakat kapalı. St-Petersburg’dan Helsinki’ye giden tren 6:30’da fakat istasyon 5:45’de açılıyormuş. İstasyonun hemen yanında minik büfeler var. Aha bir tanesi açık. Rusya’da bu saatte açık işletme bulmak zordur. 24 saat kesintisiz açık olan sadece çiçekçiler. Bunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Hemen hemen her büyük şehirde her köşe başında 24 saat açık çiçekçi bulmanız mümkün. Bir yere davet edildiğinizde sevdiğinize, özel anlarda her zaman her an çiçek bulabiliyorsunuz. Çiçek fiyatları da oldukça ucuz. Restorandan içeri giriyorum, tanıdık bir melodi var televizyonda.. Ahaaaa neydi bu kadının adı ya neydi? Hatta Tacikistan videosunda kullanmıştım kadının şarkısını. Bak ya Rusya’da nereden nereye gittik. Kasadaki genç çocuğa gittim. Bu şarkı kimin diye sormaya çalıştım anladı zaten hemen.

Şebnem cevabını verince:

–          Tacik misin?

Suratında kocaman bir gülümseme oldu.

–          Duşanbe….

–          Ben gittim PanjiKent, Duşanbe, Khrog, Iskashim, Dangara, Walkhan, Murgap.

–          Velosipet?

–          He velosipetle.

Hemen büfede bulunan böreklerin siparişini verdim. Sonra da dışarıda duran bisikletin çantasından bilgisayarı alıp çocuğu da yanıma çağırdım. Fotoğrafları açıyorum. Heycanlandım! Uzun zaman olmuştu eski fotoğraflara bakmayalı. Hala hepsini yanımda taşırım. Nefesim darlaştı. Neler yaşadım yahu ben… Bir an dalıyorum. Nadia? : ) Hala o minik ellerinde tuttuğun müzik çalarımı alıp dinlediğin müziklerdeki bakışlarını hatırlıyorum. Ya o geçit ? Geçitten aşağı indiğim günü hiç ama hiç unutmayacağım.  Avazım çıktığı kadar haykırmıştım o koca dağlara…. Bazı anlar vardır ya anlatılmaz. Ben aslında çok şeyi anlatamadım paylaşamamıştım… Tacikistan’da çok zorlanmıştım yaa… Çok…..

Yol arkadaşlarım aklım geldi. Hepsini özledim… Neyse ki hepsini göremeye gidiyorum. İlk sırada Benjamin ve Nora var. : ) Çocuğa Şebnem’in şarkıları ile yaptığım videoyu izlettiriyorum. Çok şaşırıyor. Dışarı çıkıp bisiklete bakıyoruz birlikte. Motor var mı diye inceliyor? Haha.

Rusya’dan ayrılırken bir anda kendimi Tacikistan’da da buldum ya. Neyse tren saati geliyor ben de bu güzel şehirden ayrılmak üzere istasyona doğru gidiyorum. Gayet modern ve şık bir istasyon yapmışlar. Trenin içi gayet geniş ve ferah. Trene binmeden önce tüm çantaları x-ray cihazına koymamı istiyorlar, şaşırıyorum. Bunca ülke gezdim bunu benden sadece Çin istemişti. Peki diyip çantaları çıkartıyorum. Üzerimde de ne varsa hepsini makinadan geçiriyorum. Sonra hepsini tekrar toplayıp bisiklete monte ediyorum. Tam bisikleti trene koyacağım görevli gelip bisikletin çantalarını çıkarman lazım diyor. Hum. Halbuki bisiklet çok rahat şekilde trene giriyor hatta kimseyi rahatsız etmeden kenarda da durabilecek kadar geniş yer var. Peki çıkartırım. Çantaları çıkardım, tek tek içeri taşıyıp o kocaman boş alana yerleştirdim. Tam bisikleti sokacağım. Bu şekilde alamayız dedi, tekerleklerini de sökmen lazım. İyi de 137$ para aldınız buna bisiklette dahildi desem de kurallar varmış. Hay hay tekerlekleri de söktüm. Onları da bagaj bölümüne koydum. Tam içeri taşıyacağım;

–          Bir dakika böyle alamayız bisikleti, bisiklet çantasına koyman lazım.

–          Bisikleti trene almamaya mı çalışıyorsun ne yapmaya çalıştığını anlamadım. Bisiklet ücretini ayrı verdim diyorum ne çantası?

–          Kurallar var bisiklet çantası olmadan alamıyoruz.10 dk sonra tren kalkacak ya bisiklet çantası olmalı veya trenden ineceksiniz.

Rüşvet almaya çalışıyorsun anladım anlamasına da yanlış adamla uğraşıyorsun haberin yok. : )

–          Peki tamam. Bisiklet çantamı getirim.

Hah şöyle. O suratındaki şaşırma ifadesini bir göreyim, bekle geliyorum. İçeri gidip arka çantanın bir tanesini nerdeyse tamamen boşaltıyorum çünkü bu ufacık bisiklet çantası en altta duruyordu. Japonya’dan dönerken uçakta taşıyabilmem için de istemişlerdi. Dünya turu yolculuğunda da kullanabilmek için olabilecek en ufağını almıştım. Ufak olduğu için de çok para verdiğimi hatırlıyorum. İşte böyle günlerde kullanmak için o paraya değdiğini söyleyebilirim. Adamın yanına geri döndüm.

–          Japon çantası. Gidersen bir tane de sen al. İş görüyor.

Bisikleti ve adamı birlikte paket yaptıktan(!) sonra yerime geçmeden önce elimi yüzümü de yıkadım. Sonra gene bu adam geldi, bilet kontrolü ve pasaport kontrolü. Bende bir rahatlık var, geniş geniş oturmuşum suratımdaki gülümsemeyi de görüyor. Yapacak bir şey yok. Her şey nizami. Sınır polisi içeri girdi onla bir şeyler konuştu. Görevli yanıma gelip pasaportumu inceledi. Cebinden elektronik bir alet çıkartıp pasaportun manyetik bölümünün sahte olup olmadığına baktı. Ülkede kaç gün kalma iznim olduğuna bilgisayardan bakıp kontrol etti. Tam gününde çıkıyorum eğer bir gün kalsaydım kesin içeri tıkarlardı. Pasaporttaki fotoğrafla baktıktan sonra bana bakıp ulan bu adam bu mu falan diye. Dedim ya her şey nizami. Çıkış damgasını vurdu. Rüşvet alacak açık yok. Hadi koçum hadi ikile şöyle ense tıraşına bakayım nasıl iyi mi. : )

Finlandiya sınırına geldiğimde içeri önce bayan gümrük görevlileri girdi ve bagajım olup olmadığını sordular. Arkada bir bisiklet ve çantalarım olduğunu söyledim hatta gösterdim. Oturduğum yerden gözüküyorlardı. Bu arada bir gümrük görevlisi bisikletin karşısına çömmüş bisikletin üzerinde yazanları okuyor. Oradan Fince bir şeyler söyledi kadın da cevap verdi. İri kalıplı bir adam yanıma geldi pasaportumu istedi. Pasaportu okutacağı küçük cep bilgisayarını çıkartıp manyetikten geçirdi. Bana baktı:

–          Japonya turunun devamını mı yapıyorsun?

–          Pardon?

–          Sen bisikleti ile Japonya’ya giden Gürkan Genç değil misin?

İşte o an birinin surat ifademi çekmesi gerekiyordu. Bir anda şaşırdım!

–          Yok bu yeni tur. Gazetelerde mi gördünüz?

–          Hayır. Youtube dan videolarını takip ediyorum. O halde Dünya turunla ilgili video henüz koymadın.  2010’dan beri haberim var senden.

Vay be ne diyeceğimi şaşırdım.  Adam haklı videoları neden yüklemiyorum?

–          İlk turda kullandığım kameralar hd değildi bu turda hd kameralar kullanıyorum. Yanımda taşıdığım bilgisayarda onlara montaj yapamıyorum. Fakat yakın bir tarihte yeni videoları koyacağım. Ülkende de uzun bir süre gezmeyi düşünüyorum.

–          Tamam takipteyim. Sana Finlandiya’da iyi eğlenceler dilerim.

O anki duyguları aktarmak zor.

Bu tura çıkmadan önce bir takipçi bana mesaj attı. “Abi Atılım Üniversitesi öğrencisiyim ve yaptığın olaydan haberdar oldum. Muhteşem bir olay yapmışın, benim de benzer bir projem vardı” diyip projesini benle paylaştı. Ben de gayet detaylı bir şekilde inceleyip kendisine bilgi verdim. Yapmak istediği proje çok güzeldi fakat bunun için maddi olanak gerekiyordu. Kendisi geçtiğimiz yıl içinde de üniversiteden mezun oldu. Ben de projeyi gerçekleştirebilmesi için mezun olduktan sonra biraz para biriktirmesini  ve çalışması gerektiğini söyledim. Aradan aylar geçti, dünya turuma başladım, Finlandiya’ya geçeceğim diye internet sayfamda yazıyorum kendisinden bir mesaj geldi.

–          Abi ben Cem. Finlandiya’dayım mutlaka gelince haber ver.

–          Cem sen orada ne arıyorsun?

–          Ee abi proje için önce para biriktir dedin. Ben de onu yapıyorum.

Vay arkadaş ya. Atılım Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra iş başvursunu Finlandiya’yada dünyanın en iyi yazılım şirketlerinden birine yap, işe başla, sonra da gel beni burada karşıla. Bu arada Ankara’da sunumlarımdan birine de katılmıştı Cem.

Sabah 9:30’da Helsinki istasyonuna varıyorum. Hakikaten çok yorgunum, gece boyunca zaten uyumadım. Trende sabah erkenden kalkıyor diye Piter’de de uyumadım. Sabahın köründe trene binmemin sebebi de ucuz bilet olayıydı. St-Petersburg – Helsinki tren bileti fiyatı bisikletle beraber 130$, ucuz hali bu. : )

Cem ile birlikte Helsinki Büyükelçiliğimizden yetkililer de beni karşılıyor. Saat 9:30’da Helsinki’ye varmıştım. Sabah birkaç bir şey atıştırdıktan sonra biraz da şehri geziyoruz. Sonrasında Cem ile yalnız kalıp sohbet ediyoruz. Bana biraz Finlandiya’da neler yaptığından bahsediyor. 2 ay kadar olmuş buralara geleli, yani o da yeni. O kadar yorgunum ki Cem ile birlikte şehir gezisine bile çıkamıyorum. Fakat Helsinki sokaklarında yürürken bir şey dikkatimi çekiyor; şehir oldukça sessiz. Yahu insan yok. Beyazlara bürünmüş bu başkentte kocaman bir sessizlik var. Yollarda yürürken başka bir şey dikkatimi çekiyor; kaldırımlara ve asfalta tuz atmıyorlar, minik çakıl taşları atılıyor. Hum gayet mantıklı. Tuz ayakkabıyı da lastikleri de yıpratıyor. Adamın teki elinde kocaman bir kova ile sağa sola bu küçük çakıl taşlarından atıyor. Acaba baharda ortalık nasıl görünüyor merak ettim.

Bugün içinde Helsinki’de fazla kalmıyorum çünkü akşam 17:00’da Helsinki’den Stockholm’e gemi ile geçiyorum. Helsinki – Stockholm feribot fiyatı 39€, tabi bisiklet için de 10€ alıyorlar. Bisikleti geminin altında bulunan normal araç park yerine park ediyorsun. Feribot seferi de yaklaşık olarak 9 saat kadar sürüyor. Finladiya’dan pedallamaya devam.

Privacy Preferences

When you visit our website, it may store information through your browser from specific services, usually in the form of cookies. Here you can change your Privacy preferences. It is worth noting that blocking some types of cookies may impact your experience on our website and the services we are able to offer.

Click to enable/disable Google Analytics tracking code.
Click to enable/disable Google Fonts.
Click to enable/disable Google Maps.
Click to enable/disable video embeds.
Web sitemiz, esas olarak 3. taraf hizmetlerinden gelen çerezleri kullanmaktadır. Çerezleri kullanmamızı kabul etmelisiniz.