Tunus’ta dünya turuna devam

Gürkan Genç tarafından 6 sene önce yayımlandı
14 dakikada okuyabilirsiniz

Cezayir Tunus sınır kapısı oldukça kalabalık.  Sınır kapısını kara yolundan kullanacak birileri için sabah erken bir saatte sınıra gitmek daha akıllıca olur. Kapıya varmama bir kilometre kalmıştı ki araç kuyruğu başladı. Tabii ki de o uzun araç kuyruğunu beklemeyeceğim. Hoooooooooop en öne. Wuhuuuuu bu ne kalabalık. Hiç abartmıyorum ortamda rahat 500 kişi var. Sınır kapısında turnikeler falan yok. Polise nereye gideceğim diye soruyorum, binayı işaret ediyor. Eğer benim işlem o binanın içindeyse sıçtık. Bitmez o kuyruk.

Dur bakiim hiçbir halttan haberimiz yokmuş gibi şu sınır kapısından geçmeye çalışayım. Polislerle merhabalaştım. Adamlar hemen tanıdı. Önceki yazımda da dediğim gibi Cezayir’de televizyonlarda ve gazetelerde çıkmıştım. Haliyle fotoğraf çektirme faslı başladı. Aralarında ingilizce konuşan biri de çıktı. Pasaportu istedi, baktı ki çıkış vizem yok. Bisikleti şuraya bırak benle gel dedi. Hah işte aradığım olay buydu. İçeriye gireceksem ve bisikleti dışarıda bırakacaksam en azından güvenli bir yerde bırakmayı tabii ki de tercih ederim.

Düşündüğüm gibi içerisi ana baba günü. Bu polis arkadaş bir iki dakika beklememi söyledi. Bu arada beklediğim yer de, polislerin odası. Polislerin bir kısmı bu adam kim falan derken çantanın içinde bulunan gazete haberini kendilerine okuttum. Olaya vakıf oldular. Onlara göre manyağın teki dünyayı bisikletle geziyor. O bakışlardan anlarım. Hop fotoğraf çektirelim mi soruları? Tabii tabii. Tekrar fotoğraf çektirme ve sonrasında muhabbet ederken içeri bir kadın polis girdi. O da polislerin elinde olan gazete haberini okumaya başladı. “Maşallah, maşallah”.. Tam bu esnada pasaportumu alıp giden arkadaş geri geldi.

“Gürkan kusura bakma fakat senin sıraya girmen gerekiyor.’’ : ) Torpil denedik olmadı. Peki, yapacak bir şey yok. En azından bisiklet emin ellerde. O kadın polis yanımıza gelip fransızca arkadaşına bir şeyler sordu ve adam bana dönüp:

–          Gürkan evli misin?

–          Hayır değilim.

Olayı anlamadım çünkü o kadın polis pasaportumu incelerken bu soruyu sordu. Cevabı aldıktan sonra da gitti ve iki dakika sonra geri geldi ve o polis arkadaşla tekrar konuşuyor. Polis gülmeye başladı.

–          Gürkan çıkışvizen içinde. Yaşının geldiğini ve evlenmen gerektiğini söyledi. Kendisi senle evlenebilirmiş.

–           Pardon anlamadım? : )

Dünya turundayım (hahaha), imkansız, (heheh)  bisikletle de geziyorum. İki kere imkansız : )))). Bunları deyince harbi üzüldü. Türkiye’ye 2019’da döneceğimi söyleyince de yıkım oldu. Fakat çıkış kaşesini almıştım, teşekkür edip binadan ayrıldım. Açık söylemem gerekirse çok güzel kadındı. Bu kadın polislere, askerlere en ufak bir gülümseme verdim mi olay boka sarıyor işin içinden çıkamıyorum sonra.

Cezayir tarafından geçerek Tunus tarafındaki pasaport kontrolüne geçtim. Bu taraftaki polis şubesinde sıra yok ve işlem çok çabuk bitti. Tam Tunus’a gireceğim Katarlıların açtığı GSM şirketi Oredoo hop kapıda. Stant açmış, gençler de başında. Tabii beni görür görmez hepsi yanıma geldi ve bir öz çekim patlattık. Oredoo çalışanlarından Amira şaka ile karışık ikinci evlilik teklifini patlatıyor. “Benimle evlenir misin? Hakikaten böyle bir tur yapmak istiyorum. Şu an bu işi bırakıp seninle beraber yolculuğa devam edebilirim.” Ne oluyoruz arkadaş? Cezayir yazımda da bahsetmediğim (!) bir iki evlilik vakası daha var. Bu gidiş hat iyi değil, evliyim mi desek ne yapsak? 😀

Tunus ve civarındaki ülkelere google’dan baktığınızda ortam genellikle çöl gözükür. Fakat bu kıyı şeridi oldukça yeşillik. Sadece yeşillik olsa iyi, çam ormanı ve kozalakların içinde çam fıstıkları var. En sevdiğim olay. Hatta yol kenarlarında poşette çam fıstıklarını satan seyyar satıcılar görmekte mümkün.

Aklıma Bergama’da yediğim çam fıstığından yapılmış o güzel tatlılar geliyor. Roket roket. La olsa da yesek yahuuu! (bak mesajı yolladım bakalım kim üstüne alınacak. Bergama’dan hazır kargo da geliyor bana ulaştırırlar hani) Hazır Bergama’dan söz açılmışken tıp dünyasının hoşuna gidecek bir çalışmanın içine girmişler. Bergama hayranı biri olarak sizleri de haberdar etmek istedim “Asklepios Altın Yılan tıp Ödülleri”

Tunus’da ilk girdiğim büyük şehir Tabarka. Şehre erken bir saatte girdim. Önce sahil şeridini bir dolandım. Turistlik bir ülkeye geldiğim ilk şehirden hemen anlaşılıyor. Şehirde kalacak ucuz otellerin hepsi dolu. Ortalamanın biraz üstünde fiyat veren 1800’lü yıllarda kurulmuş Mimoza Otel’de bir gece kaldım. Sabah kahvaltı açık büfe olayında salata yok, peynir yok, zeytin yok. İnsan bir otelde açık büfe kahvaltı ücreti verdiğinde bunları da arıyor. Zaten yolda uzun süredir böyle olaylardan mahrum kalıyorum. Hani en azından paralı, bana göre lüks sayılacak yerlerde durunca da beklenti oluyor.  Şehrin içinde gündüz bir tur atıyorum.  İlk dikkatimi çeken olay amcaların hala fes giymeleri oldu. Fas’ın Fes şehrinde ortaya çıkan bu şapka modelinin Fas veya Cezayir’in köylerinde şehirlerinde kullandığını görmemiştim.(Kısa süren Tunus seyahatim boyunca köylerde görmeye de devam ettim) Onun dışında şehirdeki kirlilik göze çarpıyor. Resepsiyonda çalışan kıza bu konuyu şöyle aktardığımda:

–          Şehir çok güzel güzel olmasına da belediye çalışmıyor mu ortalık biraz kirli.

–          Evet biliyoruz, devrimden önce böyle değildi.

Bu söz Tunus’da kaldığım süre içinde hem yerli vatandaş tarafından hem de kendi vatandaşlarımız tarafından sık sık söylendi. Fakat devrimden önce bu ülkeyi gezen yabancı seyyahların not anılarını okuyunca pek değişen bir durum olmadığını söyleyebilirim hatta daha kötüye de gitmiş. Bu ülkenin sokakları her daim kirliymiş. Peki, nedeni nedir? Aslında belli başlı birkaç sebebi var. Arap coğrafyasında biraz daha ilerlemek istiyorum. Fas, Cezayir, Tunus, Filistin, Ürdün, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirliği, Omman, Yemen bu kirliliğin sebeplerini tamamını gördükten sonra ele alacağım.

Bisikletimle Tunus’un Kuzey sahili boyunca seyahat ettim, sonrasında başkente indim. Bu alanda bir bisikletli gezgini cezbeden bir iki nokta oldu. Bunlardan biri ülkenin kuzey batısında Cap Serat. Bu alanı kimse söylemedi, sadece gps’de burunda bir yerleşim yeri gördüm o kadar. Açıkçası nasıl bir yer olduğunu da oraya gidene kadar bilmiyordum.  Ana yolun yaklaşık 16km kadar dışında kalıyor. Bayır aşağı saldım bisikleti. Ormanlık bir yol.  Tunuslular teröristler barınıyor ayağına ormanları yakmamışlar. Cezayir yazımda bahsetmiştim, ülkede teröristler ormanlarda barınmasın diye arada bir ateşe veriyorlardı.  Tunus başkente gittiğimde öğreniyorum ki, eğer elçilikten birileri bu bölgeye gelecek olsa özel korumalarla ancak gidebilirlermiş. Büyükelçimiz Ömer Bey; “Gürkan gps’den takip ediyordum seni ve biraz telaşlandım, o bölge hiç güvenli bir yer değildi” dedi. Güvenli olmadığını bilsem zaten girmezdim diyeceğim ama bizim gibi gezginler nerede ne zaman ne olacağını da her zaman kestiremez.

Bir gün bir ülkede ıssız bir alanda ilerlerken 200 metre önümde bir araba durdu ve araçtan levye ile bir adam indi. Çok hızlı karar vermeniz lazım. Boş bir arazide bir araç önünüzde yavaşlayıp durmaya başlıyorsa neler yapmanız gerekiyor?  O levyeyi ön gidon çantasının üstüne koydurtmanız şart ve el sıkışarak ayrılmanız da. Her zaman papaz pilav yemez bu da bir gerçek. Gideceğim yerlerin güvenliğini çok detaylı bir şekilde araştırmak oldukça zor. Büyükelçiliklerimiz genellikle güvenlik konusunda ön bilgi veriyorlar, eğer halkı ile daha önce iletişime geçmiş ve bende bir güven bıraktılarsa yoluma devam ediyorum.

Cap Serat sahili çöl kumları ile kaplı. Sahilin 25 metre gerisinde çam ormanı var. Civar köylerin halkı ağaçların altına çadırlar kurmuş. Oldukça kalabalık bir topluluk var. Bir de tek katlı bir yapı bulunuyor. Çim bahçesi ve restoranı ile oldukça şık bir yapı. Otelin sahibi ile hemen tanıştım. Otel fiyatı oldukça makul olmasına rağmen bahçeye çadır kurmak istediğimi söylediğimde tabii hiç sorun değil diyip hemen yer gösterdi. Duş var, elektrik var, yemek var, çim alan var. Bu alana gelmek için kullandığın Nefz istikametindeki köy yolundan çıkacaksın. 20km sonra buraya varıyorsun, şimdiden söyleyeyim geldiğin yolu da geri döneceksin hatta tırmanacaksın. Fakat bisikletle bu taraflara giden birileri olursa kaçırmasın derim. Araba veya motorla giden için zaten sıkıntı yok. Otelde kalacaksanız önceden yer ayırtmakta fayda var. Yoksa çadırınızı dışarı da kursanız olur. Lan otelin adı ne diyeceksiniz.. : ) Unuttum, kartını da bulamadım fakat köyün adını google’da arattırdığınızda sadece o otel çıkar.

Başkente inemeden önce yol üstünde Bizerte adında ülkenin kuzeyindeki en büyük şehirlerden biri var. Önce güneye doğru indim yolu sevmedim. Sonra kuzeye çıktım. Tunus genelinde selam sabah veren pek kimse karşıma çıkmıyor. Köylerde sanki insanlar korkuyor gibi muhabbete girmiyorlar.

Köy yolu üstünde bir markette durdum 3 şişe su istedim parasını ödedim. Bu arada bir başka çocuk geldi ve o suları satan çocuğa arapça bir şeyler söyledi. Tam arkamı dönüp giderken de çocuğun kafaya bi tane patlattı. Muhabbet belli “La niye daha fazla para almadın salak”..

Bir başka marketin önünde oturan gençleri gördüm. Sırf muhabbetine durdum. Belki ingilizce biliyorlardır sohbet ederiz diye.

–          Selamın aleyküm.

Bu şekilde sohbete girmek her zaman iyi oluyor. Fakat olayın gerisini getiremedik. Yabancı dil bilmiyorlardı tamam ama pek sohbet canlısı da çıkmadılar. Sonuç yanımdan ayrıldılar.

Sonra yol üstünde bir kahve buldum. Dur yahu şuraya da gireyim. Amcalar pişpirik oynuyor. Çektim bir sandalye yan masaya oturdum. Bir tane kahve söyledim (berbat bir şeydi ama içtim). Hesabı istediğimde hesabı almamaları güzel ilk adım oldu. Oh be sonunda. : )  Kahvede ingilizce bilen çıkmadı. Sohbet etmeye çalıştık fakat sorduklarımı anlamadılar.  Başladık vücut diline haha. Tamamdır ya böyle devam, iyi gidiyor.

Ulan şu vücut dilimi kullanırken biri beni videoya çekmeli. Enes Şensoy Fas’da vücut dilimi nasıl kullandığımı görmüştü. 20 metre mesafeden seyretmiş, geri döndüğümde:

–          Ulan Gürkan ne demek istediğini yeminle buradan anladım.

–          Adam da anladı. Akşam burada kalıyoruz.

Yani fena değildir. Amcalarla baya baya anlaştık. Bizerte’den sonra kıyıdan git yol var diyip durdu bir tanesi. Lan haritaya bakıyorum yol yok. Hiç Yok. Uydu haritasından da baktım gözükmüyor da ağaçlık hep. Amcanın bildiği vardır yahu gidelim bakalım ne çıkacak.

O gün içinde Bizerte şehrine vardım. Hava kararmamıştı bu sayede şehirde bir iki tur atma imkanım oldu. Genel olarak şehirde hiçbir halt yok. Kıyı şeridi boyunca 4 veya 5 yıldız oteller, kumsal-deniz olayı bunun dışında da gözüme bir kanal ve kale surları takıldı fakat geceye kalmadan ucuza bir yer bulayım. Şehrin dışında ucuz bir otel buldum. Binayı yeni boyamışlar. Odalar da temiz gözüküyordu. Çarşaflar yıkanmamış, tuvaletin ışığını açtığımda 6 tane kara fatma hemen kıyıya köşeye kaçtı falan filan. Bu arada sabah uyandığımda yatakta kara fatma vardı. Akşam yatağa tırmanmış, ben de tam o sırada bir hareket yapıp dönmüşüm ve hayvanı ezmişim. Sabah uyandığımda leşi omuz hizamdaydı. : ) Neyse ölen hayvanı alıp tuvalette yere bıraktım.

–          Bakın arkadaşınız öldü. Sınırlarınızıbilin tuvaletten dışarıçıkmayın.

Her tuvalete girdiğimde hepsi sağa sola kaçışıyordu fakat. O günden sonra bir daha hiç birini görmedim. Üstelik ölen arkadaşlarını da alıp gitmişlerdi. Açık söylemem gerekirse sonra üzüldüm. Zor olmuştur onlar için. Ama bilerek öldürmemiştim ve böyle bir tepki vereceklerini hiç aklımın ucundan geçmemişti.

Ertesi gün sabahtan çıkıp şehrin bir iki kare fotoğrafını çektim. Tunus’un en eski şehri olur Bizerte. 307 sene kadar Osmanlı himayesinde kaldı. Sonrasında Fransızların sömürgesi oldu. Evet, himaye ve sömürge. Tunuslu bazı arkadaşlar kızacaktır. Osmanlı imparatorluğu da bizi sömürdü diyenler oluyor. Arkadaşlar öyle bir durum olsaydı hep beraber öncelikle aynı dili konuşurduk. Geri kalanlarını demeye bile gerek yok. Osmanlı imparatorluğu o dönemlerde bölgenin kaynaklarını kullanmıştır ama halka zulüm yapmamıştır. Zulüm yaptığı kişilerse düzeni bozanlardır. Bunu halkın okuyanları iyi biliyor ve söylüyorlar. Fransa 1920’li yıllarda Akdeniz’in en büyük limanlarından birini bu şehre yapıyor. Eh o zamandan bu zamana bu liman önemini hiç yitirmiyor. Günümüzde de Akdeniz’in en gözde limanlarından biri bu şehirde yer almakta. ( Bu bir Bisiklet sorusudur. “Gürkan Genç Türkiye-Japonya ve Dünya turuna hangi Şehirlerden o şehirlerde hangi noktalardan başlamıştır? Bu noktaların tarihi hakkında detaylı bilgi verin”  Sorunun cevabını şu adreste yazan (Gürkan Genç Bisiklet veriyor) e-posta dışında bir adrese gönderirseniz cevap verilmeyecektir. Saat 10:00 – 14:00 arasında gönderilen cevapları kabul edilecek . 14:00’dan sonra gönderilen cevapları kabul edilmiyor.)

Şehirde video çekerken tanık olduğum bir olay oldu. Turistlik bir şehir olan Bizerte’de esnaf iş yerinden çıkarttığı çöpü biraz önce geçtiğim kaldırımın tam orta yerine boşalttı. Poşete falan koymadan tepeleme yere serdi. Dağ gibi yemek artıkları, ambalajlar hemen yanı başında duran çöp kovasına değil de o noktaya boşaltmak enteresan oldu. Hayret vallahi.

Şehirde Osmanlı’dan kalma eser varsa iki üç tane sokak aralarında vardır onları da araştırmadım. Şehrin içine kadar giren deniz suyundan bir kanal yapmışlar, kanalın yanı fena gözükmüyor fakat burayı da bir temizleseydiniz iyi olurdu dedim kendi kendime.

Neyse bu şehir bu kadar yeter. Şu amcaların dediği alandan bir gidelim bakalım kıyı şeridinin ucuna doğru yol beni nereye götürecek.

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!