Uruguay’da kısa bir bisiklet turu

Gürkan Genç tarafından 3 sene önce yayımlandı
16 dakikada okuyabilirsiniz

Buenos Aires den Uruguay’a geçişim biraz pahalı olsa da yolculuk çok rahattı. Buenos Aires’den direkt Uruguay’ın başkentine giden feribot seferleri oldukça pahalı. Ucuz yollu feribotla Arjantin Buenos Aires’den  Uruguay Colon şehrine gidip oradan otobüs ile Montevideo’Ya geçilen yani aktarma yapılan seferler var. Aktarma yapmadan bisikletle Montevideoya’ya 4 günde gidilebilir.  Benim planımda Montevideo’dan başlayıp ülkede zikzaklar çizip Colon’a sonra gitmek vardı fakat planlar sonrasında değişti. Günüm günüme uymuyor.

Montevideo gemisine binmeden ayaklara galoş geçirttiler. İlk başta şaşırdım fakat sonra hoşuma gitti. Avrupa da olduğu gibi burada geminin içinde çocuklar sağda solda istedikleri gibi oynuyorlar yerlerde yuvarlanıyorlar. Geminin içinde oldukça büyük bir duty free, lokanta, cafe ve rahat geniş koltuklar mevcut. Güney Amerika’da aralık ayında okullar tatil olduğundan, gemi oldukça kalabalıktı.

Gemide yanımda yaşlı bir çift var. İlk 10 dakika konuşmadık sonra bana nerelisin diye sordu. İspanyolca anladım ve cevapladım fakat sonrasında İspanyolcam iyi değil kusura bakmayın dedim ve hemen akıcı bir İngilizceye geçti. Uruguay’a yaz tatiline gidiyorlar. Bir süre Uruguay ve halkını ne kadar çok sevdiklerini anlattılar. Amcaya mesleğiniz ne diye sordum. Emekli savaş pilotuyum dedi. Şimdi amcanın yaşına kafada bir tarttım. Savaş pilotu emeklisi olduğuna göre bu amca büyük olasılıkla Fokland Adalarında Birleşik Krallık Arjantin savaşında uçmuş olmalı . Kafamdan tam bu düşünceleri geçirirken hanımı savaş kahramanlarından biri diye pat diye söyledi. Savaşta hem birlikte uçtuğu pilot arkadaşlarını kurtarmış hem de uçağı isabet almış ve kendisi yaralıyken uçağı piste indirmeyi başarmış. Yani yanımda oturduğum kişi Arjantin halk kahramanı olarak biliniyor. Benim çocukluk dönemlerimin olayıdır bu savaş. Fazla detaylıca okuduğumu veya araştırdığımı söyleyemem. Aşağılara indiğimde pasaportumda bir Birleşik krallık vizesi olaydı ve adaya gidebilseydim bak işte o zaman enine boyuna tarihini araştırırdım. Arjantin’de darbe olduğunda bu darbenin halk üstündeki etkilerini azaltmak için Arjantin in milli meselesi olan Fokland adalarına saldırı kararı almış dönemin Generalleri.  Fakat evdeki hesap çarşıya uymamış, İngiltere komşu ülke olan Şili’nin desteğini de alarak Arjantin’i savaşta yenilgiye uğratmış. Bu adalar, son 200 yıldır İngiltere’nin elinde. Geçmişte birçok ülke ele geçirmiş fakat bunların arasında hiç Arjantin olmamış. Arjantin’de “yahu arkadaş burası benim kara parçamın dibi, bizim hakkımız var” deyip duruyor da dinleyen yok. Bu arada Güney Amerika kıtasında Şili’nin diğer ülkeler tarafından pek sevilmemesinin en baştaki nedenlerinden biri de bu olay. İngiltere’ye yardım etmesi. Şili’de de Amerika ve İngiltere destekli bir askeri darbe oluyor, sonrasında Almanya’dan kaçan bazı SS subaylarının da içinde bulunduğu köylerde binlerce insan öldürülüyor. Bölgenin tarihi hakikaten enteresan. Bazı noktaları gezerken artık duygularımı ifade edebilecek sözler bulamıyorum.

Feribot Montevideo’nun eski şehir tarafına yanaşıyor. Sahili takip edip şehir merkezine kadar gidilebiliyor. Hatta o sahil şeridinin dünyanın en uzun kesintisiz sahil yolu olduğunu iddia ediyorlar. Hemen her ülkede böyle abartılan noktalar var. O yolda da pedalladım yok öyle bir şey baya bildiğin defalarca kesiliyor o yol.

Şehirdeki ilk izlenimim ara sokaklardaki ağaçlar oldu. Gerçi güney Amerika’da ki birçok şehirde yeşile parka çok önem veriyorlar. Öyle göstermelik alanlar değil bunlar yani sonradan yapılma falan. Ağaçlar bildiğin 100 yıllık, kesmemişler ve bakımlarını da yapmışlar.  Jakarta ağaçları ile doluydu her yer mor mor açmışlardı çiçeklerini, görüntü hakikaten hoştu.

Şu Mate olayını Arjantin anılarımda anlatmıştım. Küçük kase gibi bir şeyin içine çayı koyuyorlar üzerine su ekleyip metal kaşık pipet karışımı bir şeyden çekiyorlar bir de bunu yanındaki herkese ikram ediyorlar, abi ben aynı kamıştan neden içeyim ki? Neyse bu Mate olayı Uruguay’da aşmış durumda. Herkesin kolunun altında bir termos, ellerde mate kabı. Sokakta telefon ile konuşanın elinde var, Köşe başında oturan amca da var, araba kullanan adamın elinde var, çocuk arabasını itekleyen adamın elinde var, kumsal arkadaşlarıyla konuşan kadınların elinde var bak şaka değil bu insanlar sıçmaya giderken de bu mate ile gidiyorlar. Uruguay halkı gibi çılgınca mate içenini görmedim. Bir de matelerini çok överler “bizimkinin harmanı daha iyidir” gibisinden.  Kaçak çay muhabbetinin Güney Amerika sürümü. Hostele gidene kadar bir olay daha gözüme çarptı. Baba herkes çok rahat. Şehir meydanından geçiyorsun banklarda herkes oturmuş ellerde bira, köşe başlarında kaldırımlarda çömelmeceler, arkadaşlarla sokaklarda şarap içmeler. Muhabbetlerde belli ki çok iyi. Sanarsın şehirde kilometrelerce açık hava partisi var. Böyle bir rahatlık olamaz. İlk başta yahu bu ülkede Marihuana serbestti acaba bu rahatlık oradan mı geliyor diye de düşünmedim değil? Fakat sonradan ülke içinde zaman geçirdikçe durum anlaşılıyor.

Medio Mundo Hostel’de 4 gece kaldım.  Şehir merkezinde her yere yakın fiyatı güzel kahvaltısı idare eder. Motosiklet ve bisikleti park edebilecek bir garajı da var.  Bir Arjantin olmasa da bu başkentte de hırsızlık ve gasp varmış. Yahu bunu böyle yazıyorum da hangi başkentte yok ki? Hırsızlık her yerde var.  Dikkatli olmak lazım. Arjantin’de olduğu gibi bu ülkede de motosiklet ve bisikletle hırsızlık yapılıyor o yüzden yollarda cep telefon elde gezmek pek akıllıca değil.

Hosteli beni evlerine yemeğe davet eden Nilüfer ve Berkan’ın evine yakın bir yerden seçmiştim. Nilüfer ve Barkın cifti Türkiye de her şeylerini satıp Uruguay’a yerleşme kararı almışlar. Barkın burada aslında bir dondurmacı dükkanı açmak istiyor Fakat işler hiç de gözüktüğü kadar kolay çıkmamış. Uruguay’a bir dükkan sahibi olmak mekan açmak hiç de kolay değil. Mesela bir yer kiralamaya kalkacaksın 5 senelik depozito isteme durumu var. Yahu 5 sene de kim öle kim ala.  Berkan’da ülkede bir araç satın alıp Uber işini yapmaya başlamış. Ben şehirden ayrıldıktan sonra kendilerine hem kalacak daha güzel bir yer hem de dükkanı buldular. Uruguay’da Montevideo da dükkanlarını ziyaret edebilirsiniz.

Sahil şeridinde birkaç kere koşu yaptım oldukça iyidi. Hatta şehir bana biraz Mersini anımsattı. Gerçi artık Türkiye’de birçok yer benim en son gördüğümden çok çok farklı olmuştur haliyle 6 senedir ülkede olmayınca birçok şey değişti gitti.

Montevideo’dan sonraki durağım Maldonado ve Punta del Este. Türkiye’den Tütüncü ailesi bekler.  Toplam da 142 kilometrelik bir yol ve tek günde gayet rahat bir şekilde. Aldım yol boyunca  beğendiğim iki üç köy de oldu diyebilirim. Montevideo’dan çıktıktan yaklaşık 60 kilometre sonra civar köylerdeki yerleşim yerlerinde evlerde ki demir parmaklıklar yok oldu, birçok evin tel örgülerle çevrilmiş bahçeleri bile yoktu. Oldukça güven veren sakin yerlerdi.

19yy da İspanya’dan gelen generaller ülkedeki yerli halkın tamamını öldürmüşler diyebiliriz ülkenin %92 Avrupa halklarından oluşuyor. Başta da İtalyanlar ve İspanyollar var. Özellikle İtalyan göçmeni olan Uruguaylı vatandaşlar ailelerinin İtalya’dan geldiğini de ispat ederek, İtalyan Pasaportu almışlar. Bunu gören İspanyol vatandaşları da peşlerinden gitmiş. 3.5 milyon nüfusu olan ülkenin büyük çoğunluğunda Avrupa pasaportu bulunmakta. Haliyle Uruguay halkı Avrupa birliğinin içinde fakat ülke olarak dışında hatta başka bir kıtada.

Ülke kıtanın en pahalı ülkesi kiralar, hosteller, yemekler, içecekler diğer güney Amerika ülkelerine göre kıyaslandığında pahalı. Bu yüzden ülkede yaşanacaksa hazıra dağ dayanmaz. Evlerinde kaldığım Tütüncü ailesi de bunu bilerekten oturma başvurularının yanında iş olayına da girmişler. Murat yabancı bir şirketin Uruguay’da uyguladığı devlet okullarına internet üzerinden İngilizce Eğitim programında öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Gülen geçtiğimiz sene boyunca çalışmak istememiş ve sadece bölgenin keyfini çıkarmış. Anladığım kadarı ile bol bol dondurma yiyip, bisiklete binip, sahil kenarına matesini içerek kitap okumuş.  Kendileri 1 seneden fazladır ülkede direkt olarak yaşadıklarından benim gördüklerimle onların gördükleri arasında farklılıklar illaki de var.

Murat ve Gülen çiftininde çok güzel tecrübeleri var dolu dolu insanlar kafalarına göre dünyayı gezip gittikleri ülkelerde de iş bulup yerleşip bir süreliğine yaşıyorlar. http://www.bigezipgelelim.biz/ adında bir web siteleri var. Çok da güzel yazmış Gülen. Murat işin gezme ayağında gibi. Yemekleri de Gülen yapıyor zaten. Vallahi gördüğüm kadarı ile Murat’ın hayat kebap. Asado pişirme konusunda usta diyeceğim ama onu da gülen elinden alınmış mangalı da mis gibi yakıp eti de güzelcene pişiriyor. Ellerine sağlık çok güzel yemekler salatalar yedim ellerinden.  10 gün kadar misafirleri oldum belki biraz daha fazla. Bisikletle şehri gezdik hatta performans turuna bile çıktık. Gülen’in rüzgarına girdiğim de doğrudur. Eee benim bisikletle bunlara yetişmek oldukça zordu. Şehirde Katılan bisiklet festivaline katıldık, gün batımı seyrettik. Evde başka gezginleri misafir ettik.  Pazar alışverine, pikniğe gittik. Hatta ilerleyen Günlerde Uruguay’da ki diğer Türk arkadaşlarla ülkenin kuzeyin de bulup birlikte Puerto Diablo da birlikte bile tatil yaptık.

Murat ve Gülen ile aklımdan çıkmayacak iki an var. Biri birlikte oynadığımız kağıt oyunu. Uzun zamandır hayatımda bu kadar kahkaha atmamıştım. Gülen, Murat ve beni bu oyunda çok fena yendi. Oyunun Adı stres miydi neydi resmen Murat ve benim gözler görmüyormuş onu anladık. Sinirden gülme krizleri geçirdik.

İkincisi ise bir gün evden bisikletlerle çıktık, sokağın köşesinden döneceğiz. Çimlerin üzerine böyle bisikletlerini bırakıp yan gelip beyaz atletleri ile yatmış iki adam görüyorum  Murat ve Gülen’e dönüp “Yahu bu kıtada tam bizim oraların insanına  benzeyen ne çok insan var arkadaş “ dedim tam iki adamın önünden geçiyorduk ki bu arkadaşlar bağırdılar “ Hop Arkadaşlar bir saniye bakar mısınız” ulan nasıl denk geliyoruz anlamıyorum ki bu fıkra gibi olaylara. Ömer ve arkadaşı tatile Uruguay’a gelmişler. Otellerini kaybetmişler bizde yardımcı olduk. Sonrasında da akşam buluşup muhabbet ettik.   Tütüncü çifti sağ olsunlar şeker gibi insanlardı. Dünyanın başka bir yerine giderlerse oraya da bir gün sırf bu dostları görmek için giderim.

Yola çıktıktan sonra sahil boyunca kuzeye doğru ilerledim. Küçük bir köyden Katre mesaj attı. “Gürkan ben yolunun üstünde küçük bir köyde yaşıyorum vaktin olursa uğra tanışalım” Katre yeminli mütercim tercüman çıktı. Pılını pırtını toplamış Uruguay’a gelmiş burada küçük bir köyde takı satarak hosteller de çalışarak hayatını sürdürüyor.

Kaldığı yer Lapaloma ile La pedrera arasında bir yerde Oraya gelmeden de  Rocha gölü var.  Dedim ki Santa İsabel’e kadar gideyim, ortam toprak yol tam sevdiğim sahil kenarı falan Civar milli park bölgesi olduğu için de çeşitli kuşlar var gölün oradaki sahilden de karşıya geçerim. Uydudan gözüktüğü kadarı ile bir ara denize dökülüyor muş fakat kurumuş.  Öbür türlü yolu 50 kilometre uzatıyorum gölün etrafından. Deniz kenarından 4 km uzağında kalıyor kasaba.  Tam hava kararmaya yakın o noktaya vardığımdan  kumsala kampı atayım sabaha o gölün denize dökülen yerinden karşıya geçerim dedim.  Manzara süper, deniz kenarı mis. Dolunayın manzarası da efsane ötesiydi.  Sabah oldu pılı pırtı topladım karşıya geçeceğim.  Arkadaş suya giriyorum yahu kafama kadar bir battım benim boydan fazla o arada ki açıklık. Ee buranın bu kadar açık olmaması gerekiyordu uydu fotoğraflarında hatta bu alan hep kuru gözüküyor. Bisikleti komple tuzlu suyun içine sokamam. Yapacak bir şey yok bu alana kadar geldiğim yolu geri dönüp kavşaktan 50 kilometrelik o yolu yapıp öyle gideceğim.  Hiç önemli böyle anlarda durumu zorlamamak gerekiyor kovalayan yok.  Zaten yol da düzdü kısa sürede bitti o 50 kilometre de sonradan kasaba da öğrendim ki o göle balık havuzları koyacaklarmış o yüzden kanalın ağzını kepçe ile büyütüp genişletmişler. Yahu milli parkın içinde ne balık çiftliği mi yapılır  arkadaş.

Katre’nin çalıştığı hostel de 2 gece kadar konakladım. Bu arada çok tatlı bir Türk çiftle daha tanıştım onlarda hemen yan köyde başka bir hostel de çalışıyordu. Sercan ve Zeliş  Türkiye’de evlenmişler pılı pırtı satıp takılan altınları da bankaya koyup gelmişler. Geldikleri gibi önce kalacak bir yer bulmuşlar sonra o hostel çalışma kararı almışlar sonrasında da hostelin sahibi mutfağı bunlara teslim etmiş. satıklarından da para kazanmaya başlamışlar. Gitmişler bir tane de eski model vosvos almışlar.  Onun içini de kendi keyiflerince döşüyorlardı. 2018 yılı içinde önce Patagonya’ya oradan da kuzey Amerika’ya doğru yola çıkacaklardı. Umarım onlarla da tekrar yolda bir yerlerde karşılaşırım.

Uruguay’ın sahil şeriden yukarı doğru çıkmaya devam ediyorum.  Yukarı da da dediğim gibi sahil şeridi oldukça güzel bir ülke Uruguay.  Aradaki ufak köylere girilip çıkıldığında Atlantik okyanusu kenarında oldukça şık restoranlar bulmak mümkün. Hatta bunların bir tanesinin önünde bir süre durdum ve ortama baktım. Dükkanın önünde de seyyar satıcılar tril tril plaj elbiselerinden satıyorlardı. Durduğum mekanın önündeki araçlar son model araçlar belli yani içerde yesem içsem fatura o biçim gelecek. Bu sırada dükkandan çıkan kadınlara ürünleri satmaya çalışan adama biri fiyatı İngilizce sordu adam da 100 dolar dedi, bende kenarda “hasiktir lan” diyi verdim tabi anlayan eden olmadı ama böyle de fiyat istenmez. Sen biliyon mu bizim ülkede ne kadar oldu dolar haberin var mı? J  Dünya turuna 9 Eylül 2012 de başladığımda dolar 1.78 TL . O tarihte dolarda 4TL yi geçince ve burada ki adamda bir bez parçasına 100$ diyince bir hasiktir leyn dersin yapacak bir şey yok

Sahil kenarında bir gece Aguas Dulces de kaldım. Buranın hemen yanında bir yer var Cabo Polonia diye. Plajın yanındaki küçük köye gidebilmek için böyle kum tepelerinin üzerinden araçlarla falan götürüyorlar.  Bu benim kaldığım yerin plajdan yürüyüp oraya da gidebilirsiniz. Böylelikle araç parası vermemiş olursunuz. Plajda Çadır kurulabiliyor. Plaj ortamı olarak aralarında da pek bir fark yok.  Şu güney Amerika da bazı yerler hakikaten öyle bir abartılmış hayret etmemek mümkün değil. Veya artık ben böyle salak saçma yerleşkelerden keyif almıyorum diyebilirim. Mesela bunun hemen yukarısında Punta del diablo var.  Bak o köy oldukça güzel. Sahil şeridi de oldukça iyi. Patas Negras adında küçük bir yerde kaldık. Kaldık diyorum çünkü bu kasaba da Murat ve Gülen ile tekrar buluştuk ve güzel 4-5 gün geçirdik seneler önce onlar bu kasabaya gelmişler fakat bu gelişlerinde daha da çok sevmişler.

Bu noktadan sonra Brezilya sınırı zaten 40 kilometre falan Chuy adında bir kasaba var. Bölgedeki halk arasında Türk bayrağını görünce “selamın aleyküm “diyenler oldu. Tabi bende ki tepki de nasıl yahu oldu. Güney Amerika da en fazla Filistinlinin yaşadığı şehirmiş burası. Şili’de Filistinlilerin bir futbol takımı olduğunu biliyordum ama burada karşılaşacağım aklıma gelmezdi. Bu şehrin yarısı Duty Free evet şehir Duty FRee olmuş J Eh bagajlarda yer olmadığından yola devam ettim. Bu ülkeden çıkış yaparken bir şeye dikkat etmek fayda var. Uruguay Gümrüğü ile Brezilya Gümrüğü aynı yol üzerinde değiller. Mesela ben Brezilya Gümrüğüne vardığımda yahu Uruguay’dan çıkış yapmadım ki bu nasıl oldu dedim 5km ilerde başka bir yeri gösterdi polis.

  • Kardeş şimdi ben bu sıcakta gitmeyeyim. Sen Brezilya damgasını vur olurda ben bir gün dönersem cezası neyse veririm zaten.

Dedikten sonra polis de tamam diyip ülkeye aldı ve Böylelikle Brezilya seyahati de başlamış oldu

Bir sonraki yazıyı okumak için lütfen buraya tıklayın 

 

 

 

Gürkan Genç'e Destek Vermek İstiyorum!