
Alaska Fox’ta çadır kurduğum alanın adı “Northern Moosed RV Park”, bir karavan parkı. Alaska’da yangın sezonu başladı ve Kuzey Kutup Dairesi’ne gideceğim alandaki ormanlar da yanıyor. Yani kuzeye pedallanacak en kötü zaman. Bir önceki yazımda Kuzey Kutup Dairesi’ne araç ile gidip oradan aşağıya gene bu kamp alanına pedallayarak inebileceğimi dile getirmiştim. Fakat ben bunu istemiyorum. En azından kesintisiz bir şekilde oraya kadar pedallayarak gidip oradan araca binip buraya gelmek istiyorum. Bu yüzden de yangınların etkisinin geçmesini beklemem şart. Kamp yeri günlük 35 dolar. Bu kamp yerinde hem duş alanları hem de çamaşır yıkayabileceğim bir nokta var.

Kamp yerine karavanları ile gelen aileler ile de sohbet etme fırsatım oluyor. Bunlardan biri ise Iowa eyaletinin çiftçilerinden Tom’du. Çocukları ve torunları ile iki devasa karavan ile Alaska’ya gelmişler. Çamaşırları yıkarken yapının verandasında oturmuş doğayı seyrediyorum, yanıma gelip oturdu:
– Güzel manzara.
– Evet.
– Bisikletindeki bayrağı gördüm, Türk müsün?
– Evet, adım Gürkan.
– Ben de Tom, Iowa’dan ailemle geliyorum.
– Uzun bir yolculuk…
– Sen ne taraftan geliyorsun? Türkiye’den buraya bisikletle gelmemişsindir.
Tebessüm edip hikayemi anlattım. Hayretler içinde dinledi. Yolculuğumla ilgili sorular sordu ve tüm sorularını cevapladım. Türkiye hakkında da birçok soru sordu, hepsini açık sözlülükle cevapladım. Sonrasında bana şu soruyu yöneltti:
– İran hakkında ne düşünüyorsun?
O gün Amerika Birleşik Devletleri, İran’daki nükleer merkeze B-2 bombardıman uçakları ile bomba atmıştı. Amerikalılar genellikle bu muhabbetlere zor girerler fakat benimle bu muhabbetlere rahat giriyorlar. Bunun sebebini de çok iyi biliyorum.
– Benim ne düşündüğümden çok sizin ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Başkan Trump, Kasım 2024’te seçilmeden önce dünyaya barışı getirecek lider olduğunu söylemiş ve askerlerinizi Orta Doğu’dan çekeceğini dile getirmişti. Bugün gelinen noktada İran gibi köklü bir devlete bomba attınız.
Birkaç saniye durdum…
– Biz Türkler NATO’nun müttefikiyiz, sizin dostuz. Nato’nun ikinci en büyük ordusu bizde. İran bizim kadim komşumuz. Biz orada tedirgin değilken, siz neden dünyanın öbür ucundan, 10.000 km öteden tedirgin oluyorsunuz? Size roket veya saldırı gelene kadar engellemek için o kadar çok zamanınız ve teknolojiniz var ki. Tehlikede olan biziz gibi fakat siz dünyanın öbür ucundan gelip müdahale ediyorsunuz ve gerekçeniz bence kabul edilir değil. Nükleer güç hiç bir devletin tekelinde olamaz, olmamalı. Bu gücü kullanıp enerji üreten ülkeler varken kimse diğerlerine “Hayır efendim siz üretemezsiniz, yapamazsınız” diyemez. Kimse A.B.D.’ye “Dünyanın polisi gel sen ol” demedi.
– Sizin askeriniz, evlatlarınız orada; sizin vergilerinizle savaş ekonomisi sürdürülüyor, silahlar satılıyor ve bir savaş başlattınız. 1 senedir ülkenizde metre metre geziyorum. Hepiniz sağlık giderlerinden, sigortalardan, ev kiralarından ve evsiz insanlardan şikayetçisiniz. Ülkenizde sorunlarınız var. Asıl bu muhteşem topraklara ve zenginliklere sahip olan sizler, daha iyi bir Amerika Birleşik Devletleri’ni inşa etmek dururken orada ne işimiz var diye merak etmiyor musunuz?
Tom dediklerimi düşünmeye başladı. Ufuk çizgisine bakıp elindeki kalın purosundan uzun bir nefes çekti… Saniyeler geçiyordu, sessizlik oldu. Baktım cevap gelmiyor, ben de arkama yaslandım, manzaranın tadını çıkarmaya başladım.
– Akşam yemeğinde fazlasıyla etimiz var. Bize katılırsan mutlu olurum.
– Memnuniyetle, teşekkür ederim.
Bazı soruların cevapları yoktur. Benzer soruları birçok milletten insana sordum. Ya bana sosyal medyadan okuduğu bilgiyi paylaştı veya kitaplardan okuduklarını. Yoksa kalkıp gidip bölgede araştırma yapmış, gezmiş görmüş birine denk gelmek ve deneyimlerini, gözlemlerini anlatan birini bulmak neredeyse imkânsız. Yoksa herkesin fikri var.
Çok içtenlikle söyleyeceğim; dünya politikasını dünyayı gezip görmemiş (ya “Ben gezdim” diyeni de biliyorum, hiçbir yerelin evine misafir olmamış falan filan), medyadan, sosyal medyadan topladığı veya başkalarının perspektifinden yazdığı makaleler kitaplardan öğrendiği bilgileri ( çünkü çoğu zamanlar onlarda sadece yoruma dayalı) paylaşanlarla konuşmak keyif aldığım bir sohbet şekli değil. Sadece konuşmak için konuşuyorum.

Yangınlar kamp kurduğum alanın yaklaşık 100 km kuzeyinde yer alıyor. Haftalardır sürdüğünden dolayı etraftaki hava da çok sıkıcı ve bunaltıcı bir durumda. Buradaki yanan alanlar üzerinden bölgesel araştırma yapıp, Türkiye’den itfaiyeciler ile Zoom üzerinden bir görüşme yaptım.

Notlar tuttum. Bu notlarla birlikte Türkiye’nin uluslararası yangın söndürme organizasyonunun altyapısını oluşturdum. İçeriğini hazırladım; kimlerle, nerelerde, nasıl bir düzen kuracağımıza kadar bir temel çıkardım. Sonrasında ne mi yaptım? Harcadığım zamana da güldüm. Yolculuk, seyahat etmek bana bambaşka perspektif ve yenilikler öğretiyor. Sebebi de düşünmeye zamanımın olması. Birilerine veya bir kuruma ve sosyal medyama bir şeyler hazırlamak zorunda olmamamın verdiği büyük bir rahatlıkla, kendim ve ülkem için düşünmeye vakit ayırmak güzel bir duygu. (Dünyayı gezmişsin hâlâ ülken diyorsun. Var bir sebebi.)
Neticede bir şeyleri değiştirmek hakikaten kolay değildi. Bugün Türkiye’de bisiklet yolları ile alakalı en yetkin kişilerden biri olmama rağmen bu yolların Türkiye’ye yapılmasına en ufak bir katkım, etkim olmuyorken, bu konuda kim kalkıp beni dinleyecek? Neyse işte…
Sabah kalktığımda çadırın üstü küllerle kaplıydı. Al bu da başka bir sıkıntı; en ufak bir kıvılcım gelse kül olacak çadır. Anlaşıldı, artık bu noktada kalmamam gerekiyor. O halde yola çıkayım. Bir şekilde maske takar geçerim o alanı.
Birkaç alanda ekiplerin yola yangının gelmemesi için önlem aldığını görüyorum ve yol boyunca da tüten ağaçlar açıkça gözüküyor.

Gün boyu sisli ve biraz yağmurlu bir halde pedallayıp o meşhur tabelanın önüne geldiğimde artık benim pil de bitti. Hatta bu nokta öncesinde karşıdan gelen 3 bisikletli gördüm ve sadece bir tanesi ile kısa süreli bir sohbet ettik. Kısa süreli diyorum çünkü etrafımızı sivrisinekler sarmıştı. Bu arkadaşlar Dalton Highway’i en hızlı şekilde geçmeye çalışan Alaskalı bisikletçilerdi. Bir tanesi geçerken bağırarak:

“Bol ŞANS!”
Dalton Highway tabelasının orada durduğumda olayı daha net anladım. İşte bugünden sonra sivrisineklere karşı başka bir savaş başladı. Fairbanks’te almadığım bir sivrisinek kovucusuna pişman oldum. Lan o kadar alet edevat var, al da bir tane!
Yukarı Arktik Dairesi’ne çıkana kadar dirseğimdeki egzamanın boyutu iki katına çıktı. Sebebini şöyle açıklayayım: Şimdi malum, gezdiğim bölgede çadır kampı yapıyorum. Bozayılar ve siyah ayılar her yerde. Kurallar neydi? Çadırda yemek taşınmayacaktı veya kokan bir şey olmayacaktı. Şimdi çadır kurmadan yemek yediğim alanlarda üzerimde sivrisinekten dolayı sineklik var. Sadece tek bir sineklikle bir yerde açıkta oturup yemek yemek imkansız. Üzerimdeki sinekliğe, çadır kurmadan önce durduğum yerlerde yemek yerken yemeğin kokusu siniyor. Sinekliği de ancak çadırın içinde çıkartabiliyorum. Çevremde milyonlarca sivrisinek uçuyor. Sinekliksiz gezmem neredeyse imkansız. Sonuç; vücudundaki egzamanın ebatları, şekil şemalleri değişti. +150.000 km beden bakımında dermatolog tarafından kontrol edilecekler listesine aldım.

Fox’tan sonraki ilk yerleşke noktası Yukon Gas istasyonu. Dışarıda karavanlar için geniş bir park alanı var, bisikletçiler için çadır kurma yeri ve yapının içinde konaklama yerleri de var. Fakat geceliğine Haziran 2025’te 250 dolar istediler. Gas istasyonunun, yani yolun karşı tarafında “Kuzey Kutbu’na gittim, geçtim, geri döndüm” belgesi alıyorsun. 🙂 Genellikle bu noktayı birçok kişi atlıyor. Tamam, ben GPS’ten kayıt altına alıyorum pedallayarak geçtiğimi fakat bir belgenin olması da oldukça güzel oldu. ABD’den çıkana kadar da o belgeyi yanımda taşıdım. Biraz deforme olsa da güzel bir anı.

Kutup çizgisine doğru pedalladığım yol hem çok tırmanışlı hem toprak hem de bol yağışlıydı. Yaa hakikaten çok zor bir bölgeydi. Kamyonlar da ayrı bir sıkıntıydı

Eğer eksen çizgisinden geçme muhabbetim olmasaydı hakikaten geri dönecektim. Burada kelimelerle anlatmam bir şey ifade etmiyor. Yaşanarak tecrübe edilmesi gereken bir yer. Haziran ayında kutup dairesini herkes soğuk sanıyor; hayır, değil!!!
1 – Termometrelerim 43°C sıcaklığı gösteriyor.
2 – Yağmurla beraber nem var. Bir noktada bağırarak isyan ettim.
3 – Yollar toprak, bata çıka ilerliyorsun.
Sevgili okuyucum… Bunların hepsinin katbekat çok zorlarını, daha berbat coğrafyalarda görmüş biriyim. Fakat işin içine sivrisinekler, ayıların kokuya duyarlı olup üzerimdeki sinekliğe sinmiş yemeğe gelme olasılığı stresi her gün, her akşam yaşanınca beni mental olarak bu noktada bitirdi. Zordu. Bu sefer hakikaten zordu. 16 senelik dünya turumda daha zorunu görmedim.

Ne çöl geçişi, ne zirve geçişi, ne -57°C ne +61°C… Bu koşullarda pedallamak zordu, keyifsizdi. Yapılacak bir iş değil. Kutup dairesinin olduğu noktaya geldiğimde bir sevinç çığlığı bile atamadım. Durumdan o kadar bezmiştim ki bir an önce çadırın içine girip rahatlamak istiyordum. O da ne kadar rahatlayabilirsen… KAS GÜCÜ İLE BU BOKTAN YERİ GEÇTİM Mİ? EVET, GEÇTİM. Belki yağan yağmurlara denk gelmem beni zorladı.


Sabah Kutup Dairesi’nin oradaki kamp alanından kalktım, birkaç video çektim vs. vs. Yola tam çıktım, yolda bir bisikletli… Genç bir arkadaş beni görünce biraz geride durdu. Suratımda bir tebessüm. Bisikletinde bendekinden daha az bir yük. Amacı Alaska’da Kutup Dairesi’nden Seward’a gitmek. Yanlış hatırlamıyorsam adı Liam ve 17 yaşındaydı. Kamp noktasında kendisini görmedim. “Belki arka tarafta kalmıştır” diye de sorgulamadım.

Geri dönüş yolunda gas istasyonuna 150 km ve bol tırmanışlı bir yol olduğunu da kendisine söyledim. Şimdi normalde benim buradan Fox’a araç ile dönmem lazım fakat buradan zaten pek araç geçtiği falan yok. Gas istasyonunda otostop çekip şansımı denemem lazım, yoksa tekrar geldiğim yolu geri döneceğim ki bu zaten en nefret ettiğim olay. Böyle bir noktada en son isteyeceğim şey… Umarım biri çıkar. Sivrisinekler hakikaten beni bitirdi. 150 km pedallayıp benzin istasyonununa geri döndüm ve gene dışarıya çadırımı kurdum. Sonra da geçip içeride dinlenmeye başladım. Saat gece 21:00 fakat hava öğlen 14:00’te olduğu gibi aydınlıktı. Bu da beni hakikaten çok yoruyor. Arkadaş, gece olmadan yaşamak da ayrı bir olaymış; bunu da Alaska’da haftalarca deneyimlemiş oldum.

Derken o genç bisikletçi de mekana vardı. Masama davet ettim:
– Liam merak ettim, sen dün akşam nerede kaldın? Seni Kutup Dairesi çizgisinin orada göremedim.
– Kutup Dairesi çizgisi neredeydi ki? Tüm yol boyunca o tabelayı aradım, bulamadım.
– Nasıl yani? Beni gördüğün yerdeydi. Ve arka tarafta kamp alanı vardı, sen orada kalmadın mı? Ben seni kamp alanının arkasında sanıyordum.
– İnanmıyorum, nasıl yani orası mıydı? Ama ben hiçbir tabela görmedim.
Çocuk kafasını masaya vurdu…
– Neyse üzülme, olur bazen böyle şeyler. Şimdi hemen karşı tarafta sertifika alma yeri var. Dünün tarihi ile Kutup Dairesi’ni geçtiğine dair belgeyi alabilirsin. Bir dahaki sefere bölgeyi daha iyi incelersin.
Benim için de Kutup Dairesi macerası şimdilik kapandı. Şimdilik diyorum çünkü son bir daire daha kaldı: Antarktika’da Güney Kutup Dairesi. Evet, oraya da bisikletle gidiyor ve oraya da gidip 5 farklı kıtada eksen çizgilerini geçmiş olacağım falan filan ama o daha sonraki iş; şimdi yapmam gereken başka şeyler var.

Evet, bu noktadan sonra tabii ki de geldiğim noktadan aşağı tekrar bisikletle gidecek halim yok. Daha önce dediğim gibi Fox şehrine geri dönmem gerekiyor. Fakat burası öyle araç, otobüs geçiş noktası falan değil. Kime otostop çekeceksin de aşağı geri ineceksin? Tabii ki de bu alanda yol çalışmasında veya petrol şirketinde çalışan biri ve aracının da büyük bir kamyonet olması şart. Ertesi gün sabah 8:00’de otostop çekmeye başladım, hava 45°C. Evet evet, Alaska’da hava 45°C. Yahu bu sıcakta bu mu kalır? 14:30’a kadar araç bekledim ve sonunda biri gelip beni Fox’a kadar geri götürdü.

Allah’ım çok şükür bu macera da bitti ama şu alandaki stres vücutta kalıcı tahribat bıraktı. Ayıydı, sivrisinekti derken kolumdaki egzama berbat bir duruma geldi. Bunun da çaresine önümüzdeki günlerde bakacağım (Tam 9 ay sonra inat etmeyi bırakıp iki krem aldım ve araya 900$ sıkışmış) . Şimdi Alaska’nın güneyine, Anchorage’a doğru devam.