Alaska sınırına yaklaştıkça bir heyecan da basmadı değil.
Sebebi, benim ABD’ye tekrar girememe durumum var!
Peki neden?

1 – 10 senelik ABD vizen varsa ABD hükümeti diyor ki: “Her sene benim ülkemden en fazla 6 ay geçirebilirsin.” Yani 6 ay kaldıysam bir sonraki 6 ay kalamam.
2- O altı aylık süre dolmadan 5. ayın içinde, yabancılar şubesi internet sayfasına girip I-94 formunu doldurup 500 $ ücret verdiğimde (kredi kartından alıyorlar) ve 6 ay daha ülkede kalmak için izin istedim. Eğer göstermiş olduğum sebebi makul bulurlarsa uzatabilirler.
Bisikletle ülkeyi gezdiğimi gösteren Garmin verileri ve fotoğraflarını gösterip ekstra 6 ay daha istedim ve 1 hafta içinde onayladılar. Böylelikle ülke sınırlarının dışına çıkmadan 1 sene yasal olarak ABD içinde kalmış oldum. Fakat bu sefer de kural şu oluyor: Eğer 10 senelik vizenle 1 sene ABD’de kaldıysan bir sonraki sene kalamazsın! Haaa bu arada diyelim ki o 6 ay daha uzatmak istedin de 500 doları verdin yaaa ve kabul etmeme durumu da söz konusu. O verdiğin 500 doları da unut, geri iadesi yok. Takip edenler hatırlayacaktır, ABD’de 364. günümde sınır kapısına ulaşıp Kanada’ya geçiş yapmıştım, o süreçte de deli gibi pedallıyordum. Yani normal koşullarda benim Alaska’ya alınmamam gerekiyor. Bu duruma da hazırlık yaptım. Alınmazsam Kanada’nın kuzeyinde Kutup Dairesi’ni geçerim ve rotamı da hazırladım. Fakat sınıra gidip şansımı denemek istiyorum. Belki alırlar, bir deneyelim bakalım neler olacak.
Tam bunları düşünürken yanımda bir araç durdu.

-Hey dostum, ileriden geri dönüp yanına geldim. Hemen önünde bir Kodiak var. Orayı tek başına geçemezsin!
-OHAAA BİR KODIAK MI? (Ne olduğunu şuraya yazmıştım)
Sonuç olarak bu aracı siper yaparak yanından geçtim. Geçerken fotosunu da ancak bu kadar çekebildim. Kot farkından gözükmnüyordu. (Aklıma Afrika anılarım geliyor. Öte yandan insanlar hâlâ “Abi kurt, çakal, köpekten korkmuyor musun?” diye soruyor, aslında verilecek çok güzel bir cevabım var da tebessüm edip susuyorum.) Kaş ile göz arası bu coğrafyada Kodiak da görme şansım da oldu. O hâlde yolun kalan kısmında da durumun tekrarlaması da gayet normal. Sanırım hayvanı gördüğüm noktayı harita üzerinde asla unutmayacağım. Yol boyunca tekrar Kodiak görme gibi bir ihtimalim var. Bu hayvanı büyüklüğünden dolayı görememe gibi bir durum söz konusu değil. Kendisine bağırabilir, müzik dinletebilirim. Büyük ihtimal yolunu değiştirecektir. Neyse, o an arabaya tutunarak yanından geçerken hiç araca tenezzül edip bakmadı bile diyebilirim.
Yine bu yol üstünde Dazhaw Daw Ku yerel halkın kültür merkezine yol üstünde denk geldim. Aishihik kabilesinin festivali varmış. Ulan iyi denk getirdim. Bu kabile özellikle bu bölgede yerleşmiş ve kalmış. 1800’lü yılların başında beyaz adamla ilk temaslarını yapmışlar. Bu halkın bu bölgede 10.000 yıldır olduğu kabul edilmiş. Haines Junction (Dakwakada). Kanada’da her köyde İlk Ulus’un ufak müzelerini gezerken her kabilenin kendine doğadaki bir hayvanı da sembol aldığını görüyorum. Bu kabilede en baş sembol KURTTU. Ahanda kendime alacak hediyelik eşya buldum. (Buradan aldığım tişörtü arada bir canlı yayınlarda üzerimde görüyorsunuz. Umarım üzerimde uzun senelerce paralanır.)

Alaska sınırına yakın bir yerde, Yukon bölge sınırları içinde bir RV park haritada gözüküyor. Her şeyden, herkesten uzak bir yerde böyle bir karavan park alanı olması da süpermiş. Aklıma ilk lojistik geldi. Neyse, Yukon bölgesinden çıkmadan önce böyle bir yerde duş almak ve dinlenmek güzel olacak.
Kamp yerini çok güzel yapmışlar. Eksiksiz, hatta kusursuza yakın diyebilirim. Sonrasında bu kamp yerinin sahiplerinin İsviçreli olduğunu öğreniyorum. Teeee Avrupa’nın göbeğinden gelip böyle bir noktaya bu kamp yerini açmışlar. Tamam, bu ülkede çok güzel karavan kamp yerleri görmüştüm.
Fakat İsviçre kültürü ile Amerikan kamp kültürünü bir araya getirip böyle güzel bir yer açmak muhteşem olmuş. Bu kamp alanına erzak helikopterle getiriliyor, ona inanamadım. Şaka değil, hakikaten helikopter iki defa gitti geldi. İkincisinde sordum helikopterin ne taşıdığını. Bayağı bildiğin kasabadan buraya erzak getiriyormuş. Mantıklı; yol hem zikzak hem stabilize, en yakın market kilometrelerce ileride, bu şekilde daha hızlı oluyordur. Hele bir de helikopter de kendilerininse çok çok mantıklı.
Kamp alanındaki insanlar benim karavanların yanına çadır kurduğumu görünce sohbete yanıma gelip gidenler oldu. Sonrasında da kampın içindeki verandada oturup sohbet etmeye başladık. Kamp araçları ile seyahat etmenin keyfini ve zorluklarını anlatıyorlar.
Yaşadıkları maceraları çok güzel bir şekilde dile getiriyorlar. Sonra bir tanesi gülerek:
– Eskiden kısa mesafelerde de olsa tur bisikletçiliği yaptım. Bisikletle dünya turu atan birine karavan hayatının zorluklarını anlatmak komik oluyor. Sen ve senin gibi dünya turu yapanların nelerle karşılaştığını bizler hayal bile edemeyiz.
– Her seyahat tarzının kendine göre zorluğu vardır…
deyip konuyu değiştiriyorum. Yoksa yaşanılanları birebir anlatmamın ne onlara ne de burada siz okuyuculara yazmamın bir önemi var. Tecrübeyi kazanın, cebinize atın. 🙂 Benim konuşmama gerek yok!
Kesinlikle ileride 4×4 bir karavanım olmasını isterim. Bisikletten sonra beni ancak böyle bir durum keser. Neyse bakalım gelecekte neler olacak, hep beraber göreceğiz.

Haziran ayının ortasına geldiğimizden dolayı da hava artık hiç kararmıyor. Bu alanda sohbet ederken saat akşam 22.30 oldu. Fakat kolumdaki saatten günün saatini görmesem öğleden sonra 15.00 derim çünkü o derece aydınlık hava. Zaten uzun bir süredir artık göz bandı ile uyumaya başladım. Havanın sürekli aydınlık olması hakikaten sinir bozucu. Biz böyle sohbet ederken iki tane bisikletli geldi. Bu saatte geldiklerine göre sabahtan beri pedal çeviriyor olmalıydılar. Biraz sohbet ettikten sonra 200 km’dir bisiklet sürdüklerini öğreniyorum. Bisikletlerinde çok az yük vardı. Nereden gelip nereye gittiklerini sorunca ABD’li olduklarını ve Alaska’da oturduklarını öğrendim. 10 günlük bir küçük daire atıyorlarmış ve günde en az 200 km yapacakları, Kanada’da belli bir bölgeyi de içine alan rotada ilerliyorlarmış. 10 günde 2000’den fazla yaptıkları bir tur diyebilirim. Gençleri dinleyince gaza geldim. Acaba bunlara yetişebilir miydim?
– Gençler, eğer sizin için sakıncası yoksa yarın sizinle yola çıkabilir miyim?- Tabii ki de Gürkan, bir sakıncası yok.
-İkinizin arkasında bisiklet sürerim, rüzgârımı kesmiş olursunuz. Eğer aynı tempoda da süremezsem beni arkada bırakırsınız.
-Tamamdır.

Bu arada kendilerine neler yaptığımı söyledim ve bisikletimin ağırlığını falan da biliyorlar. Ortalamamın 20 kilometrenin altına düşmemesi gerekiyor. Tam dolu bir bisikletle daha önce 200 km’yi hiç geçmemiştim, benim için de bir ilk olacak. Bu bisikletle daha önce Brevet yarışına katılmıştım. O zaman sadece 3 çanta vardı ki içlerindeki yük de çok hafifti. 24 saatte 600 km yarışıydı. Bu sefer 9 çanta ve yemek, su falan her şey üstünde. Onlar ne kadar su taşıyorsa ben de o kadar su taşıdım.
Hope hayatında ilk defa bu kadar uzun bir bisiklet turu yaptığı gibi böyle uzun kilometreleri de daha önce hiç yapmamış. Fakat kocası Caleb ona destek oluyor ve yapabileceğini söylüyor ve unutulmayacak bu güzel rotayı çıkartıyorlar. Caleb, Alaska Anchorage’da yol inşaatında çalışan biri; Hope da yine aynı şekilde sağlık hizmetlerinde çalışıyor. Evliliklerinin ilk yılındalar. Strava’da hâlâ neler yaptıklarını takip ederim.

Birlikte pedal çevirmeye başladığımızda çoğunlukla önde Caleb, arkasında Hope ve en son sırada ben vardım. Üçüncü sırada durmam benim enerjimi daha az harcamamı ve rüzgârdan daha az etkilenmemi sağlıyordu. Bir iki defa öne geçip ikisini dinlendirdiğim oldu.
Gün boyunca sadece 2 defa durduk. Birinci duruşumuz Kanada sınır polisini geçmeden önceydi. Bu noktada Alaska’dan Kanada’ya giren turistler için sadece Kanada polisi var, ABD gümrük kontrolü yok. Kanada kontrol noktasından ABD kontrol noktasına da yaklaşık olarak 20 kilometrelik bir alan var. Sanırım bu alan, iki ülke sınırı geçişlerimde iki güvenlik noktası arasındaki en uzun mesafem oldu.

Bu arada iki motor geldi. Bunlar nasıl makineler arkadaş yaaa 🙂
Alaska sınır güvenliği noktası gözüktü ve o noktadan geçmeden önce durduk. Caleb ve Hope benim durumu biliyor.
-Gençler burada vedalaşalım. Siz sınırı geçin, beni orada 5 dk bekleyin. Beni alıp almayacaklarından emin değilim. Eğer alırlarsa yola birlikte devam ederiz. Yoksa ben Yukon Kutup Dairesi’ne doğru devam edeceğim.
-Gürkan seninle pedallamak muhteşemdi. Umarım devamını getiririz.
Sınır işlemlerinin bitmesini bekledikten sonra ağır ağır pedallayarak güvenlik kulübesine doğru yaklaşıyorum…
– Hey merhaba.
– Selamlar.
Pasaportumu uzatıyorum….
-Türkiye…. İlk defa buradan geçen bir Türk bisikletçiyi görüyorum. Nereden, Arjantin’den mi geliyorsun?
-Evet ve daha fazlası.
Washington’da Elvan sayesinde Fox News’e çıkmıştım. O video programını gösteriyorum. Federal polis dünya turu attığımı görüyor.
– Muhteşem bir seyahat yaptığın belli. Alaska’ya hoş geldin.
– Teşekkür ederim.

Wooooooooowwwwwwwww, 12 ayın üstüne tekrar Alaska’dayım. (İlerleyen dönemde sebebini daha iyi açıklayacağım. Çünkü bu normal değildi.)
Sınırın öbür tarafına geçtiğimde Caleb ve Hope beni bekliyordu. Birbirimize sarılıp biraz soluklanıp 2. molamızı veriyoruz ve bir şeyler atıştırıp tekrar yola devam ettik. Bu arada ilk şehre daha çok vardı; bir derede su filtrelerini kullanarak suluklarımızı da doldurduk. Bazen “Su filtresi neden taşıyorsun?” diye soruluyor. Madem konusu açıldı tekrardan hatırlatayım.
Bisikletle veya yürüyerek veya kürekle deniz, okyanus geçişleri; doğanın içinde, az yerleşkenin olduğu alanlarda bulunuyorsan (ki ben ABD’nin ve Kanada’nın en az insan yaşadığı bölgelerde pedallıyorum şu dönem, 2 Haziran 2025) çantalarında şunlar olacak arkadaşım. Bunlarsız seyahat etmenin imkanı yok. Eğer birileri bu ekipmanlar olmadan seyahat edebiliyorsa çevrede otel ya da konaklayacak yapılar, eş dost arkadaşlar, restoran, market %100 vardır.

Çadır
Mesafeler uzun ve A noktası ile B noktası arasında otel veya evinde misafir edecek birileri her zaman olmaz. Issız yerlerden geçiyorsan bunu ayarlayamazsın, ben bunu bisikletle ayarlayamıyorum. Kaldı ki kürek çekerek, yürüyerek nasıl ayarlayacaksın? Her zaman B planı olacak. O çadır taşınacak. Çadır yoksa veya doğada kendine bir yapı yapmıyorsan otostop tek çare.
Şişme MAT ve Yastık
Bu bir dağcılık faaliyeti, piknik değil. 1 hafta, 10 gün sonra evine dönmüyorsun. Kaliteli uyuyacaksın. Şişme matın olacak, artı ona uygun mikropompan olacak, yastığın olacak. Geç o kıyafetlerden yastık yapmayı! Ne dedim? Piknik veya 10 günlük, 1 aylık, 1 senelik aktivite değil bu yaptığım. Boyun kemiği düzleşmesini yaşadığında, yattığın yerden kalkamadığında “Yastığım da yastığım!” dersin! Pompa neden? Soğuk havalarda ağzınla şişirdiğinde, şişme matın içinde nemden buzlanma yaparsın. Yerle olan temasını iyi keseceksin, arada nemden buzlanma yapmayacaksın. Kaliteli uyuyacaksın ki bir sonraki gün faaliyetini, performansını iyi yapasın. (Ülkemdeki kış kampçılığını seyrettim de şömineler, ısıtıcılar… Çok bambaşka bir kampçılık, doğa sevgisi var. Benim kitabımda, internet sayfamda öyle fantastik şeyler yok.)

Kaliteli uyku tulumu
Hava sıcaklıkları bulunduğun irtifaya göre değişecek. Her yer deniz seviyesinde değil. Kaliteli uyuman gerektiğini söyledim.
Su filtresi
Böyle alanlardan bisikletle geçerken yine su kaynağına ulaşman daha hızlı olur; ona göre yanında az su taşır, daha hızlı gider, derelerde filtre eder devam edersin. Bazı dereler doğada temiz ve berrak gözükse de bu derelerin içinde senin gözle göremeyeceğin bakteriler, parazitler olabilir. Aylarca devam edecek turun, su filtre sistemin olmadığından tatsız biter.
Benzin Ocağı
Yemek yiyeceksin ki beden hareket etsin. Öyle uçsuz bucaksız diyarlarda ocak olmadan gezilmez. Çantadaki kapasite belli, hacimler belli, taşıma kapasiten belli. Her yerde propan gazı, alkol bulamazsın; bu yüzden her zaman BENZİNLİ OCAK.

Bunlar yoksa yukarıda dediğim gibi yapılan seyahatin konaklaması hostel, otel, Airbnb, birisinin evi; yenilen yemek de restoranda olur, artı her 50 km’de bir mutlaka bir su kaynağı vardır. Bunlar olmadan yerleşkelerin olduğu alanlardan doğaya kaçış mümkün değildir. 16 yıldır düzenli ve sürekli yolda olan biriyim. “Mümkündür” diyen yalan söylüyor, bunu bilin.
Alaska’nın ilk şehrine varmamıza çok az kaldı. Günü orada bitireceğiz ve arkamızda kara bulutlar birikti, şimşekler çakmaya da başladı. Belli, çok sert bir fırtına geliyor. Yorulduk mu? Tabii ki de artık son kilometrelerdi ve ben kendi rekorumu da kırmıştım. 🙂 Hope da aynı şekilde kendi rekorunu kırmış, turlarındaki en uzun kilometreyi katetmişti.

Benimle pedallayan herkes bir şekilde mutlaka bir rekorunu kırıyor. Bu defalarca oldu. Yazıyı okuyan dostlar varsa yorumlara yazabilirler.
Alaska’nın ilk kasabası Tok’a vardığımızda kendimizi restorana attık. Kutlama zamanı. Bakalım neler yapmışız…
Toplam Kilometre: 222 KM
Toplam Tırmanış: 1654 metre
Ortalama hız: 21 km
Ortalama Kalp Ritmi: 115 bpm
Nabız aralığı Bölgesi: 2 – %80
Bisiklet ağırlığı: 38 KG
Tam yüklü bisikletle Kendi rekorumu kırdım
Hope ve Caleb:
– Gürkan bu bisikletle bu performans hakikaten çok iyiydi. Biz yarın da aynı tempoda güneye doğru devam edeceğiz.
-Sizin sayenizde böyle dolu bir bisikletle kendi rekorumu kırmış oldum gençler, sağ olun. Umarım Anchorage’da tekrar görüşürüz.
Akşam aynı otelde kaldık ve onlar sabah erkenden yola çıktılar. Bu performansın üzerinde otelde kalmak istedim. Ayrıca bir sonraki gün de yine şehirdeki karavan parkında çadırımı kurup dinlenmeye devam ettim. Yoruldum…

Sonraki günlerde tempomu düşürdüm. Şimdi bu bölgede de Finlandiya Rovaniemi’de gördüğüm gibi bir Noel Baba kasabası var diyebilirim. Kasabanın adı North Pole. Bir North Pole direği kasaba girişinde; orada kocaman bir hediyelik eşya dükkanı, içerisi ağzına kadar insanla dolu. 2026 yeni yıl hediyelerini veya yılbaşı süslemelerini Amerika Birleşik Devletleri’nin aşağı eyaletlerinden gelenler bu noktadan alıyorlar. Çok turistik bir şehir ve kışın eminim ki bu şehir ana baba günüdür.

Sonraki şehrin adı da Fairbanks. Alaska’nın en büyük ikinci şehri. Karasal iklim daha ağır bastığından insanı iklim koşuluna göre sert. Şimdi ben sezonda Alaska’ya geldiğimden her şey inanılmaz pahalı. İlk gece şehrin içinde evsizlerin de arada bir çadır kurduğu bir alana çadırımı kurup dinleniyorum. Bu alan bisiklet yolunun da hemen yanında. Yalnız bir sivrisinek popülasyonu var, duruma inanamadım. Büyük bir şehirde nasıl bu kadar fazla sivrisinek olabiliyor? (Okuyucular arasında “Gürkan gel bir de bizim buraları veya şurayı gör” diyenler olabilir. Arkadaşlar, dünyayı gezen ve sıtma olmuş biri olarak söylüyor; durum başka bir seviyeye doğru ilerliyor, normal değil.)
Fairbanks biz bisikletle dünya turu atanlar veya Güney Amerika’nın en ucundaki büyük şehir Arjantin – Ushuaia’dan gelenler için önemli bir yol ayrımı. Sebebi şu:
Bu noktadan otobüse binilir ve Alaska’nın en ucundaki Deadhorse kasabasına veya Kutup Dairesi’ne kadar gidilir ve oradan pedallamaya başlanarak tekrar Fox kasabasına dönülür. Ya da Fox kasabasından başlanır, yukarı kadar pedallanır ve oradan bir araç bulabilirsen tekrar bu noktaya dönülür. Mesela bu benim dikkatimi çekmişti. Neden bisikletle en tepeye gidenler, tekrar aynı yoldan bisikletle geri dönmüyorlardı? Ben kendim için şunu söyleyebilirim: Pedalladığım bir yolu tekrar geri dönmekten NEFRET EDERİM!! Fakat bu noktada herkes aynı düşünce içinde, ilginç….

Bu rotada benim için önemli olan Kutup Dairesi’ni kas gücü ile geçmek… Şu Fox kasabasında bir çadır kamp alanı var; gidip orada bir iki gün dinlenip çamaşırları yıkayıp yola çıkayım.