Kızılderililer eskimolar falan değil. Hatay ve Kayseri etkisi…
2019 da Kolombiya’da pedallar çevirirken bir e-posta geldi.
– Abi, biz ailece Alaska’da yaşıyoruz, seni buraya bekliyoruz.
– Selamlar, çok teşekkürler. Evet, bir gün oraya varacağım. İnşallah görüşürüz.

Yıllar yıllar sonra bu mesajı atan Özer, ev ahalisine “Gürkan abi Alaska da geliyor, buraya doğru yolda. Öner, yarın onu yolda yakalarsın” diyor ve aynen o şekilde oluyor; beni Anchorage’a girmeden yakalıyor ve ayaküstü sohbet ediyoruz. Bu arada benim olaydan haberim yok, yıllar geçmiş tabii; hayal meyal Özer’in mesajını hatırlıyorum. Şaşırıyorum…
– Abi, şehirde yerin hazır, seni bekliyoruz.
Yanıma geldiği araca bakıyorum; RAM marka, arkada çift tekerlekli bir pikap ve arkasında 3 araç taşıyabilecek bir vagon var. İşini soruyorum, “oto kiralama” diyor. Neyse, “gelince sohbet ederiz” diyip ayrılıyoruz. Bir süre arkasından bakıyorum. Kafamda bir dolu soru.
Hataylılar neden buraya gelmiş ki?

Şehre ilerlerken yolda başka bisikletçilerle de karşılaşıp molalarda sohbet ediyoruz. Hakikaten muhteşem bir hava var bugünlerde. Alaska’nın kuzeyinde yaşadığım stres dolu günlerden sonra buralar bana iyi geliyor. Dirsek bölgemdeki sedef de biraz sakinledi ama hâlâ iyi görünmüyor; onu bir doktora göstermem şart. Neyse, geçici bir krem bulup yumuşatmaya devam edeyim.

Anchorage şehrine kuzeyinden girerken bir şey dikkatimi çekti. Bu şehre giren alanda herhangi bir bisiklet yolu çalışması yapmamışlar. Alternatif yol olmayınca bisikletçilerin tamamını anayola vermişler. Sezon olduğundan dolayı ana yol inanılmaz kalabalık. Dünyanın en ikonik bisiklet sürüşlerinden birini yapıyorsunuz ve yolda bisikletliler için herhangi bir çalışma yok. Daha önce tanıştığım bisikletçi arkadaşlar “Alaskalılar bisikletlileri pek sevmez” demişlerdi. Anchorage şehrindeki bisiklet yollarını da kaldırmak istiyorlarmış. Ne diyeyim, benzer insanlar her yerde; dünyanın tepesine, Alaska’ya varsan bile Ankara’da karşılaştığın benzer kafalarla karşılaşıyorsun.
Şehrin kuzey girişinde evsizler için bir yapı yapılmış ve çevresinde oldukça fazla evsiz de görüyorum. Buradaki evsizler arasında hem ilk ulus insanları hem de beyaz Amerikalılar var. Bu kadar kuzeyde evsizlerin olması da ilginç. Judy ve Ken ile şehre indiğimiz bir gün kendilerine sormuştum, “bu evsizler kışın ne yapıyor?” demiştim. “Çoğu soğuktan ölüyor” demişlerdi. Devlet kendilerine kalacak yer temin etsede kalmak istemiyorlar. Daha önceki anılarımda yazmıştım, Kanada Vancouver yazısıydı sanırım; bu evsizlik meselesini detaylıca ele aldım.

Şehrin içinde nispeten pedallamak daha iyi. Öner’in bana verdiği adrese doğru ilerliyorum. Burası 3 katlı, eski bir oto galeri binası. Bugünkü adıyla “Alaska Car Rental”. Ön tarafında 10 otoparklık bir alan var; müşteri kabul yeri binanın orta katına denk geliyor. Sokağın arkasına geçtiğinde kot farkı oluşuyor ve 300 araçlık bir otopark ve tamirhane var. İkinci katta 10 odalık Airbnb yapmışlar, fakat sezon o kadar yoğun geçiyormuş ki oraya işletmeye ne güç ne de zaman ayırabilmişler.
Evin büyüğü Gani abi, eşi Ayten ablam. Çocukları Özer, Önder, Över, Öner ve Işıl. Eşleri, damatları ve torunları hepsi bu fotoğrafta görünmekte.

Hepsi Hatay Samandağlı. Ben bu yazıyı 2026 Temmuz ayında kaleme alıyorum. Yanlış hatırlamıyorsam 18 yıl önce Alaska’ya gelmişler. Herkesin hikâyesi bambaşka. Öncelikle Gani abi ve Ayten ablayı tebrik ederim, zoru başarmışlar. Çocuklar, gelinler, damat, torunlar dört dörtlük bir aile olmuşlar Alaska da. Muhteşem bir disiplinle kurulan ve bugünlere gelen bir iş. Gani abinin kardeşi de burdaymış, onun ailesi de bu kadar büyükmüş. Şehrin havalimanının otopark işi onlardaymış. Bu arada yanlış hatırlamıyorsam, Özer ve Işıl başka bir işte daha çalışıyorlar. Bir iş ekibi, bir de ev ekibi var. Bu işleyen çarkın karnının doyması ve çocuklara da bakılması lazım. Bu arada evde bir yedim, bir yedim… Bak, Hatay’da olsam ancak bu kadar yemek yerdim. Evdeki herkesin elinin ayırı bu kadar güzel mi olur? Herkesin eline sağlık. Hem anılarımda hep aklımdasınız.
Evet, ekip çalışması var burada dedim. 2 haftayı bu aile ile geçirdim. Nisan’da sezonu açıyorlar, Eylül’de sezonu kapatıyorlar. Çocukları olanlar kışı burada geçiriyor, malum okulları var. Olmayanlar Hatay’a dönüp tatil yapıyor, dinleniyorlar. ( bence pek tatil olmuyordur orada da tarla var. Kahve eklemlerini söylemiştim tarlaya umarım bulmuşlardır fidanları)

Gani abi ile şehri gezerken biraz gelecek planlarından, biraz da hayat hikâyesinden bahsetti. Dünyanın en büyük pervaneli uçak limanına götürdü. Hatta Alaska havalimanına inip kalkan kargo uçaklarını da yakından izleyebileceğim bir noktaya gittik. Şehir genel olarak güzel bir şehirdi.

Özer ve Işıl şirkete öğleden sonra geliyorlar. Öner ve Önder, 500 filoluk araçları müşterilerin bıraktıkları yerden gidip alıyorlar veya uçakla gelenler için Fairbanks şehrine ya da yolcu gemileriyle gelenler için Seward şehrine bırakıyorlar.

Her iki yerde de araçla git gel 3 saat, bazen daha fazla zaman alıyor. Önder şirkette, öğleden sonra Özer ve Işıl da katılıyor. Bu arada garaj kısmında 3 kişi daha çalışıyor; oradaki ekip çok sağlamdı. Fakat öyle bir an geliyor ki bir şoföre ihtiyaçları oluyor. Ehliyetimiz yanımızda, hop hemen Öner ile birlikte Whittier’e araç bırakmaya gidiyoruz.

Alaska’da bu kasaba YouTuber’lar için başlı başına bir içerik noktası. Eski Amerikan nükleer denizaltı üssü. Askerler için bir bina yapmışlar. Sonradan askerî üs çekilmiş, orayı da yerel halka bırakmışlar. Bütün köy tek binada yaşıyor. Bu da fanilere ilginç geliyor. Bu arada kasabada başka binalar da mevcut falan filan, YouTube’da adını yazın çıkar hikâyesi. Bak, bence bu köye giden 4 km uzunluğundaki tünel daha ilginçti.

Gani abi ve ailesi ile çok güzel günler geçirdim. Bu arada şehirdeki müzeye de gittim, gördüm. Tabii ki buradaki eserlerin bir kısmı “ilk ulus” halkının, ya da Eskimoların, ya da yerlilerin diyebiliriz. Müze içinden de görselleri sizlerle paylaşayım. Vakti zamanında Alaska’da benim yaptığım aktivitenin Alaska çapında yapıldığını gösteren karelerle karşılaşıyorum… Hmmm, aklıma bir şeyler geldi.

Öte yandan bu coğrafyada bisiklet yarışlarının en zorlusu yapılmakta. Bana göre en zorlusu, bir çok kişiye göre değildir. -45°C’de, 1000 km, çadırda kalarak, fat bike yani koca tekerli bisikletlerle yapılıyor falan. Belki bir gün katılırım. Bunlar için ayrı bir motivasyon gerekiyor. Madalya falan filan değil, para para. Ortam zaten pahalı, bir de gelip burada yarışa gideceksin. Ortam pahalı derken gerçekten pahalı.
Gani abilerden ayrıldıktan sonra güneye doğru pedalladım. Şimdi bu Seward’da acaba gemilerde ucuz yolu bir bilet bulabilir miyim? 500 dolara bilet bulsam da bir de Alaska’dan Seattle’a fiyortları seyrederek gitsem ne güzel olur. Önümde ilerleyen bisikletçiler Andrew ve Shelby, onlar buldular ve gittiler; bende de öyle bir şans var, denemek lazım.

Gene Anchorage’dan Seward’a kadar olan sürüş o kadar iyi değildi. Sadece bir kısmına bisiklet yolu yapmışlar, kalanında araç trafiğinde gidiyorsun. Şöyle efsane bir rotaya nasıl olur da bisiklet yolu yapılmamış, hâlâ anlamış değilim. İmkân var, alan var, destinasyon bisikletçiler arasında da her yıl çok popüler. Neden yapmıyorlar diye insan sormadan edemiyor.

Yolda mola verilecek çok güzel yerler var. Zaten manzaranın güzelliğinden dolayı da pek hızlı gidilmiyor. Gene bunlardan birinde:

– Hey, dışarıdaki bisiklet senin mi?
– Evet.
– Türkiye’den bisikletle mi geldin?
– Evet.
– Süper, ilerideki kasabada evim var, adres bu, telefonum bu. Akşam kalacak yerin hazır. Tebrikler. Acelem var, çıkmam lazım… Hâ, bu arada İstanbul’da bir süre bulundum. Türkiye sevdiğim bir ülke.
Bir gün sonra verdiği adrese gidiyorum. Tracey ve kardeşi David birlikte yaşıyorlar. Öyle güzel bir ev yapıyorlar ki, ormanın içine inanamadım. Hem güzel hem modern planlarını gördüm. Ben vardığımda inşaat hâlindeydi.
Kendisi Amerika Hava Kuvvetleri’nde iletişim bölümünde komutanmış ve Alaska’daki birlikte çalışıyormuş. İstanbul’daki anılarını ve Türkiye seyahatini anlattı.
– Gürkan, bu ev bittiğinde gördüğün üzere bize çok büyük bir ev. İstediğin zaman ailenle buralara gelip kalabilirsin, bana sadece bir mesaj atman yeterli olacak.
Çok güzel bir davet oldu. Buralara bir daha gelir miyim bilemedim. Sağım solum belli olmuyor, bir bakmışım yarışmaya katılmışım, buralarda pedallıyorum.

Seward’da kendime bir kamp alanı bakınıyorum. Şehre en yakın bölgede bir çadır kamp alanı buldum. Bir iki gün orada kalırım, duş alırım, sonra gene açık arazide kamp atarım. Burada zaten her yerde çadırda kalabilirsin, sıkıntı değil. Fakat şöyle bir durum var: ayılar. Sıkıntı değil dediysem de bir noktaya kadar. Gene yediklerime içtiklerime dikkat etmek zorundayım. Ayıların ve moseların oldukça fazla olduğu bir bölge. Çadır kamp alanlarında gecelik konaklama 40 dolar; hepsinde duş ve elektrik mevcut. Burada ilk defa güneş enerjisi paneli destekli, eyalet parkında ödeme sistemi gördüm. Onca eyalet parkında kalmıştım, bunu ilk defa gördüm.

Seward şehrine yaklaşırken takipçilerimden bir mesaj geldi:
– Gürkan, Seward’da Seda yaşıyor, arkadaşım. Kendisine senden bahsettim. Gidip onun bahçesinde kalabilirsin.

Kendilerine teşekkür ettim ve biraz da şaşırdım. Burada sadece uzun yıllardır tanıdığım @aklindanbirulketut hesabının sahibi Berra’nın, sadece çalışmak için bulunduğunu biliyordum, o kadar; onla buluşacaktım. Seda beni aradı:

– Gürkan, hoş geldin. Sakın çadır falan atma, kalacak yerin hazır, evim var ve boşta, gel lütfen, bekliyorum.

Seda ve eski eşi Ray ile de tanıştım. Bak, bu da ayrı bir deli çıktı, hem de ne deli. Kafalarımız aynı. Onun aklı biraz daha ticarette iyi, neden çünkü Kayseri etkisi.

Şimdi Seda ile muhabbete nereden başlamalı. Bak, şu yazıyı yazdığım gün aklıma gelen hikâye: tırnağı kırıldı diye 3 saat araç kullanıp Anchorage’a manikür pedikür yaptırmaya gittik. Koca Seward’da manikür pedikürcü bir tane var, onda da sıra çok.

Bana pedal board verdi, gölün ucuna gittim, dönerken rüzgâra denk geldim; kürek çek çek çek. Anam ağladı dönene kadar. Geceleyin buz gibi olan “ayı gölüne” girdim. Balıkçı teknelerini yıkadım, göl kenarında sohbete muhabbete gittik, ev temizliğine gittim. Ya, anlat anlat bitmez. Şimdi yukarıda “belki dönerim” diyordum ya, işte şimdi Seda’nın yanına hem dinlenmeye hem sohbete hem çalışmaya dönerim. Notumuzu alalım, bir gün oraya geri dönülecek ama tarih belli değil.
Bir akşam da Berra’nın sofrasında misafir oldum. Çalıştığı yerde çok güzel yemek hazırlamıştı. Hem ABD’yi konuştuk hem de seyahat hayatımızı. Şili’de en son onu gördüğümden bu yana hayatında bir sürü değişiklik olmuştu. Orada da bisikletimi kullanmıştı, burada da yıllar sonra bisikletimi kullandı.

Gene burada bir Türk polisimizin aşk hikâyesine tanıklık ettim. Bunu anı sunumlarımda anlatırım. Öte yandan başka bir dolu hikâye daha var, işte bunların hepsini de sunumlarıma ayırıyorum.

Şehirdeki, bar, deniz kenarında cafe, seward kütüphanesi, kiliseden bozma kahve dükkanı, denizin hemen önündeki geniş karavan alanı, bisiklet dükkanı, kuru. Gıda alışveriş merkezi, İskelede balık temizleme alanları, Turistlik tekne gezileri, coğrafyanın güzelliği, telefonumu okyanusa düşürmem, Alaska tren yolu hattı. Aslında tek tek hepsi birer hikaye ve anlatacak çok şey var da.Güzel bir diyar iyiki çok uzak ve soğuk herkesin radarında değil.

Bu arada Vancouver dönüş biletini kruvazörde bulamayınca tekrar Anchorage’a dönüp Alaska Havayolları ile 150 dolar verip Seattle’a geri döndüm. Böylelikle kendi çapımda muazzam bir işi de tamamlamış oldum.

Bak, harbiden manyakça bir süreç. Güney Amerika Ushuaia’dan Alaska’ya kadar değil, Kutup Dairesi’ne kadar bisiklet sürdüm. Bayağı, bildiğim pedal pedal, metre metre geldim şuraya kadar. Strava da Gurkan Genc yazın zaten görüyorsunuz anında
Haydi öpeyrum, Seattle’a dönüp can dostum Cem ile devam.