
Bir önceki yazımda yol kenarında durup fıstık ezmesi yerken bir fotoğraf çekip paylaştığımı dile getirmiş ve “Keşke fındık ezmesi olsaydı,” demiştim. Sadece birkaç dakika sonra telefonuma bir mesaj düştü:
—Abi ben nerede olduğunu haritadan görüyorum. Sana fındık ezmesi getireceğim!

Evet, Utkan ve Helen Alaska’da yaşayan harika bir çift. Utkan’ın getirdiği fındık ezmesi de öyle sıradan değil; doğrudan Karadeniz’den, kendi tarlalarından. Türkiye’deki tatillerinden henüz yeni dönmüşler, gelirken de memleketin fındığını ve ezmesini yanlarından eksik etmemişler. Utkan, Alaska’da fotoğrafçılık yapıyor; Instagram sayfasında gerçekten nefes kesici kareler var.
@utkankocaturk bir bakın sayfasına
Doğal olarak, “Neden Alaska’da yaşamayı tercih ettiniz?” diye sordum. Helen’in mesleğinden dolayı bu coğrafyaya yerleşmişler.

Kendisi oldukça başarılı bir veteriner; bölgedeki tarım hayvanlarının yanı sıra evcil hayvanların da sağlığı ondan soruluyor. Müsait olduğu günlerde sürekli doğada vakit geçiriyorlar. Hatta bölgenin meşhur rotalarından biri olan Hatcher Pass’e de birlikte gittik.


“Young Explorers Alaska” Fikri ve Gerçekler..
Biliyorsunuz, kurucusu olduğum ve tüm yönetimi bende olan bir Genç Kaşifler projem var. Utkan’la sohbet ederken, “Acaba bunu ABD’de de yapabilir miyiz?” diye kafa patlattık.
— Abi, burada bir Genç Kaşifler organizasyonu kurabiliriz. ‘Young Explorers Alaska’ harika olmaz mı?
— Fena fikir değil Utkan, dedim.

ABD’de okullar tatile girdiğinde, buradaki vatandaşlarımız ya da Amerikalılar çocuklarını 10 günlüğüne veya iki haftalığına Alaska’ya özel bir eğitim programına gönderebilirler. Hem velilerin içi rahat eder hem de çocuklar, bisikletle dünya turu yapan bir adamın saha tecrübelerinden bizzat faydalanır.

Gelecekte Türkiye’de de benzer bir konsept elbette yapılabilir. Ancak ABD’de şöyle ciddi bir zorluk var: İnsanlar çocuklarını vahşi doğanın tam kalbine gönderecekler. Burada bir boz ayıyla karşılaşmama ihtimaliniz yok. Farz edelim ki bir kaza oldu ya da bir ayı kampa yaklaştı… Bu ülkede beni mahkemeye verecek o kadar çok insan var ki;
- Ayının saldırıp saldırmayacağını garanti edemezsiniz.
- Çocukların düşüp bir yerlerini kırmayacağını garanti edemezsiniz.
Ve bunlardan biri yaşandığında, tazminat davalarıyla uğraşma olasılığım oldukça yüksek. Ta Teksas’tayken başımdan geçen bir anımı sizlerle paylaşmıştım; benzer durumları yaşayan vatandaşlarımız da var. Öte yandan, bu riski göze alıp denemeyi de çok isterdim. Fakat bu noktada da benim yanımda duracak ABD de vatandaşlarımız olması gerekiyor. Çocukların benimle Alaska’da çadır kampı kurup pedal çevirmesi, doğada hayatta kalma eğitimleri alması… Gerçekten hayatta yapılabilecek nadir ve vizyoner işlerden biri olurdu.
Kanada Yukon’dan ABD Alaska Houston’a Uzanan Dostluk ve Görücü Usulü bir muhabbetin içinde de kendimi buldum.

Henüz Alaska sınırlarına girmemişken, Yukon’da pedal çevirdiğim günlerde mola verdiğim bir kafede Ken Oldham ve Judy McKinley çiftiyle tanıştım. — Dışarıdaki bisiklet senin mi? Nereye doğru ilerliyorsun? — Evet, benim. Alaska’ya doğru sürüyorum. — Harika! Eğer Anchorage’a gideceksen bizim evin oradan geçeceksin. Houston’a gel, sana güzel bir mangal yapayım. — İnanılmaz! Houston’da oturan Tracey ve Gray ile de henüz üç gün önce tanışmıştım. Ne muhteşem bir tesadüf! — Evet, onlar bizim komşumuz! Dünya gerçekten küçük.

Aylar sonra Houston kasabasının girişine vardığımda beni nasıl karşıladıklarını görmeliydiniz. Kusursuz bir misafirperverlik… Benim için Türk bayrağı hazırlamışlar ve harika bir barbekü partisi düzenlemişler. Bütün gece Ken’in avcılık ve pilotluk anılarını dinledim. İlerleyen günlerde birlikte Anchorage’daki festivale gittik, orada ailenin diğer arkadaşlarıyla da tanıştım. Tarımdan hayvancılığa kadar bölgenin sıkıntılarını doğrudan çiftçilerden dinleme imkânı buldum.
Hatta bir ara Ken’in karavanının arka tarafını birlikte kamyondan söktük. Elimin bu tür işlere yatkın olduğunu gören Judy, bir gün yanıma gelip sordu:
— Gürkan, hiç evlenmeyi düşündün mü?
— Tabii ki hayat serüvenimi paylaşacağım birinin yanımda olmasını isterim.
— Alaska’yı sevdin, buraları da benimsemiş gibisin. Eğer istersen sana buradan hemen talip var!
— Nasıl yani?
— Arkadaşlarımızın kızları bekâr. Eğer düşünürsen seni tanıştıralım.
Kahkahayı bastım. Ülkemden on binlerce kilometre uzaktayım, Alaska’nın göbeğindeyim ve konu dönüp dolaşıp bizim geleneksel “görücü usulü” evliliğe geliyor!
— Judy, bu çok tatlı ama ben bisikletle dünya turundayım ve geçmem gereken iki kıta daha var. Onları bitirmeden olmaz. Gerçi annem bunu duysa çok mutlu olurdu…
— Tamam, sen bunu bir düşün. Anneyiz biz, tabii ki evlenip yuva kurmanızı isteriz, dedi gülerek.

Ken ve Judy ile çok güzel vakit geçiriyor, bölge halkından pek çok konuda değerli bilgiler ediniyordum. Ken, tanıştığımız günden beri bana bir silah hediye etmek istiyordu. Bunu kabul etmem mümkün değildi. Hediye olsa dahi alamam; sınır geçişlerinde büyük problem, yanımda zaten kullanmayacağım için gereksiz bir ağırlık ve ülkeme postalamam başlı başına bir dert. Ancak Alaska’yı silahsız bir şekilde bisikletle gezmenin de yerel halkın gözünde pek mantıklı durmadığını biliyorum. Bir boz ayının karşınıza ne zaman çıkacağı hiç belli olmuyor; dolayısıyla Ken’in neden ısrarla silah vermek istediğini gayet iyi anlıyordum.

Orada bulunduğum süre zarfında çiftçilerin düzenlediği bir festivale katılma fırsatım da oldu. Benim için yine bolca gözlem demekti bu… O günün akşamında çiftçilik yapan bir ailenin sofrasına misafir oldum. Amerikan ekonomisinden dünya politikasına kadar pek çok konuyu masaya yatırdık.
Tam bu noktada, halkla ilgili dikkatimi çeken sosyolojik bir detayı paylaşmak istiyorum. Daha önceki makalelerimde de belirtmiştim; yollarda bisiklet ve seyahat dışında, bambaşka konulara dair de inanılmaz detaylar öğreniyorum. Şöyle bir soru sorsam: Amerika Birleşik Devletleri’nde, nüfusa oranla Türkiye’yi bilenlerin yüzdesi en çok hangi eyalettedir?
Cevap: Alaska.
Bu arada Alaska’nın ne kadar büyük olduğunu da şöyle paylaşayım. Bu veri bir anket verisi değil benim sahada öğrendiğim gözlemimdir.

Nedeni ise tarih veya ortak kültür falan değil. (Zaten bu klasik cevapları ancak Türkiye sınırlarından pek dışarı çıkmamış veya ABD’yi yakından gözlemlememiş olanlar verir.) Cevap çok net: Silah.
Alaska’da silah, günlük yaşamın sıradan bir parçası. Herkes sokağa çıkarken yanında mutlaka silah bulunduruyor. Türk savunma sanayisinin ürettiği beylik tabancaları burada inanılmaz popüler. Canik, Sarsılmaz ve Derya markalarını, hatta bu markaların alt modellerini bile ezbere biliyorlar. Dahası, Türk savunma sanayisinin genel gelişimine de oldukça hakimler.
Bu arada belirteyim; Samsun merkezli Canik firmasının Florida, Palm Beach’te devasa bir üretim sahası var. Öyle sıradan bir tesis değil; 6 modelin 20 değişik standartta üretimini yapıyorlar. Sadece ABD içindeki yıllık üretimleri 2025 yılı itibarıyla 100.000 adedi buldu. Alaska’da bizzat gördüm; Canik markası dört farklı dükkânda aktif olarak satılıyor. Öğrendiğim kadarıyla Canik’in burada bu kadar tercih edilmesinin en büyük sebebi, yay tasarımıyla gelen yüksek tolerans durumu. Bu mekanik avantaj, silahların Alaska’nın dondurucu kış şartlarında sorunsuz çalışmasını sağlıyor. Tabii silahlarda kullanılan özel yağlar da ayrı bir etken.
Neticede konu tarih veya diplomasi değil; kaliteli üretim.
Evet, şimdi Alaska’nın en büyük şehri Anchorage’a doğru pedallamaya devam edelim; bakalım orada bizi kimler bekliyor…