
Bisiklete birkaç parça aldıktan sonra tekrar yola çıkıyorum. 2025 yılının Eylül sonunda yolculuğun Vancouver’dan şimdilik Calgary’e gitmesine karar veriyorum. Sonrasını henüz bilmiyorum çünkü oraya vardığımda hava durumu ne olacak hep birlikte göreceğiz.

Vancouver şehrinden sonra yoldaki ilk durağım Hope şehri. Şehrin merkezine gittiğinizde orada bölgedeki insanların şehir merkezinde sergilenen sanat eserlerini görebilirsiniz; bu eserler arasında bir tanesi hepsinden farklı… RAMBO.

Sylvester Stallone’nin oynadığı, ülkemizde “İlk Kan” olarak gösterime giren filminden bahsediyorum. Film 1982’de çekildi, Türkiye’de ben bu filmi sinemalarda seyretmedim. 1990 ve sonrasında özel kanalların varlığı ile bu filmi birkaç defa TV’de seyrettiğimi hatırlıyorum. Şehirde oturup etrafı seyrederken aynı zamanda filmden aklımda kalan kareleri ve senaryoyu gözden geçiriyorum. O dönemler bu filmi seyreden bir çocuğun aklından çıkmaması çok normal; sizi bilmem ama ben plastik askerlerle oynayan bir velettim. 100’den fazla plastik askerim, tanklarım, toplarım vs. vs. birçok şey vardı. Plastikten Rambo bıçaklarım vardı. Apartmanın arka tarafında rahmetli Fatih Yüksel, Ferhat Yüksel, Gürhan Genç, Tuğrul Ünsal plastik askerlerle oynar, kumdan kaleler yapar, oyuncaklardan inşa ettiğimiz askerlerin transferlerinde kargo uçakları, tren yolları falan kullanırdık ve kumlar üzerine oyuncaklardan yaptığımız bu geniş oyun alanında ilk olarak askerlerin lojistik ağını havaya uçurmaya çalışırdık; yaşlarımız 6-9 arasında, olaylar olaylar. Rahmetli babam ile balık tutmaya gider, süt sağmaya giderdik, tarladan mısırı, ağaçlardan meyveleri toplayan çocuklardık.
Bu arada bazen merak ediliyor, bendeniz 303. dönem jandarmayım; görev yerim Şile İlçe Jandarma Komutanlığı ve sayı az olduğundan devriye komutanıydım. Bu sürecin bisikletle dünya turuna ne gibi katkısı olmuş olabilir ki? Bu Rambo filminin çekildiği Hope bana neleri düşündürdü?
Rambo, filmde sistemden tam olarak kopmasa da sistemin dışında kalmış bir figürü canlandırıyordu.Filmin birçok noktasında Rambo’nun bedenin kaldırdığı acıları, dayanıklılığını, korkularını, yalnızlığını, yani ruhsal çöküntüleri ile nasıl tek başına mücadele ettiğini hatırlıyorum seyredenlerde hatırlar.
Vietnam gazisi birinin savaş sırasında gördükleri, yaptıkları, kandırıldığını anlaması, arkadaşlarını kaybetmesi ve geri döndüğünde toplum tarafından anlaşılamaması, daha doğrusu gördüklerini anlatamaması durumu vardı. Dikkat edenler hatırlayacaktır bazen yazılarımda şöyle bir metin yer alır “Nasıl anlatacağımı bilemiyorum” bunları; işte bu manzara karşısında, şehrin içinde düşünüyorum. Öyle saatler içinde değil, saniyeler içinde geçiyor dünya turunun her anı gözümün önünden. Bisikletle dünya turu için “Gelecek için pedalla” demiştim yola çıkarken, mottom buydu. Bir şeyleri inşa etmek için ve belki de hala farkında olmadan bulmaya çalıştığım bir şey için yoldayım. Yani Rambo’dan farklı olarak yıkıcı değil yapıcı olmuşum.

Karşıma 3 numaralı yol çıkıyor. British Columbia Hope kasabasından Alberta Medicine Hat’a kadar uzanan bir yoldan bahsediyorum; bu hat boyunca yolun hem kuzeyindeki bölgeleri hem de güneyindeki bölgeleri gezdim, gördüm. 3 numaralı yolun uzunluğu 1161 km, yolun yapım tarihi 1942-1949; kadar bu yolu Japon köleler inşa etti.
Evet, JAPON KÖLELER…
Pearl Harbor olayından sonra kıtada yaşayan Japonlar toplama kamplarına gönderilmiş. Bu toplama kamplarının bir kısmını Amerika Birleşik Devletleri’nde, bir kısmını da Kanada’da görme imkânım oldu. Mesela Tashme Kampı da onlardan biri. Bu NewOrleans da ki ikinci dünya savaşı müzesi için yazdıklarım gene sayfamda yer alır. İlk orada karşılaşmıştım Japon Kölelerle.
Göçmensin, yeni bir hayat kurmaya Kuzey Amerika kıtasına geliyorsun; 1877 yılında gelmeye başlıyorsun. 1900 yılında sadece Kanada sınırları içinde 10.000’in üzerinde Japon göçmen yaşıyor. O yıllarda kıtaya gelip çocuk yapanların çocukları İkinci Dünya Savaşı’nda otuzlu yaşlarında ve Pearl Harbor yaşanıyor. Ülkedeki tüm Japon asıllı Kanadalılar aileleri ile birlikte toplama kamplarına gönderiliyorlar. Dikkat, bu arada hepsi Kanadalı vatandaş! Bu insanlar burada doğmuş, burada büyümüşler, aksansız İngilizce konuşuyorlar. Savaşın olduğu diyarlardan o kadar uzaklarda yaşayıp hayatlarını sürdürmüşler ki ve bir gün senin ile alakasız olan bir savaştan dolayı köklerin Japon olduğu için Kanada vatandaşı da olsan köle olarak çalışma kamplarında çalıştırılıyorsun. 1988 yılında Kanada Hükümeti bu insanların torunlarından, kendilerinden ÖZÜR diledi. Bakın 3. Dünya savaşı çıksa, bu dönemde yaşanmayacak diye bir kural kaide yok!
Bir başka ülkede göçmen olarak yaşayan, hatta o ülkenin vatandaşı olmuş herkes… Üniversite yıllarımda aldığım nottan ufak bir detay;
Kitle iletişim politikaları dersi: Gençler, kriz anlarında toplu korku ve iç düşman söylemi gelecekte iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle büyük bir çarpan etkisi yaratacaktır. (İletişim Fakültesi Radyo – Televizyon – Sinema, 11 Nisan 2001, Öğretim Görevlisi Prof. Ünsal Oskay’ın öğrencisi Gürkan Genç’in ders sırasında not defterinden bir alıntı.) Kendisi fakültede dersleri kaçırmadığım, hatta almadığım derslerine girdiğim tek hocamdı. Bu söylediği o gün teorik önerme gibiydi. Aradan 25 yıl geçmiş ve gelinen noktaya bakıyorsun. Enteresan bir dönemdeyiz.

Bugün birey olarak kendi çıkarlarımız için sosyal medyalarımızı kullanırken gücünün ne kadar farkındayız? Arka tarafta bir mekanizma işliyor ve detaylar gözden kaçabilir. Yoksa bugün bu yazıyı okuyan hepiniz durumun farkındasınız değil mi? (Ben hatırlatmış olayım)
Bu işleyen mekanizma 1942’de yaşananın çok daha kötüsünü yeni hayatlar kurmuş göçmenlere yaşatabilir. Kullandığımız bu yazılımlar ve cihazlar sistemden, kültürel yapılardan bağımsız değiller. Yukarıda dediğim kriz anlarında üretilen “iç düşman” söylemi asla ama asla tarafsız olmayacaktır ve hangi millet olursa olsun egemen yapının lehinde çarpan etkisi olacaktır.

Dünya turuma devam. Yıllarca bisiklette hidrolik yağı taşımadım. Çünkü bu konuda hiç sıkıntı yaşamadım, fren sistemim güzel, dünya turuna kadar da böyle devam edecek fakat kış artık kapıda; bisikletimde daha önce hiç eksi derecelerde hidrolik yağını kullanmamıştım. Şimdi bu bir ilk olacağından bütün önlemlerimi aldım. Yolda bu sebepten dolayı bir arıza çıkarsa kendim baş etmek zorundayım.

Bu bölgede maden alanlarını ve kereste fabrikalarını da oldukça fazla gördüm. Hedley Mascot madenleri 1897’den 1996’ya kadar, yani cevher yatağı tükenene kadar Kanada ekonomisine büyük katkı sağlamış; 86 tondan fazla altın çıkarılmış bölgede. Alan o kadar büyük ki kimsenin gözüne tabii batmıyor. Yok, ağaçlar kesildi, yok, doğa katledildi. Neden? Çünkü nüfus yok. Artı ülkenin kalkınmasına etkisi büyük. Doğaya zarar veriyor musun? Veriyorsun ama gözlerden uzak yerlerde… Neyse, atı alan Üsküdar’ı geçmiş mi diyoruz? Eveeet…

Bir başka geçtiğim nokta Syilx kabilesinin bölgesi. (Bizler Kızılderililer deriz buralarda; İlk Ulus dendiğini daha önceki yazılarımda söylemiştim.) Spotted Lake (Benekli Göl), kutsal bir alan; 3000 yıl buraya gelip ayinler yapmışlar, bedenlerini arındırmışlar. Osoyoos’ta Kanada’nın tek çölüne giderken yolda denk geldim bu alana. Eminim Mayıs veya Nisan ayında daha güzel gözüküyordur… Bu alanda termal tesis kurmak istiyor arazinin sahibi olan Kanadalı aile fakat yerliler izin vermiyor. 2001 yılında bu yerli kabileler bir araya gelip kendileri için kutsal olan bu alanı Kanadalı aileden satın alıyor falan. Bu arada bunca yıl bu alandan maden de çıkartılıyor. Yukarıda göçmen Japonlardan işleri bittikten sonra özür falan dilenmişti ya, 2001 sonrasında da benzer şeyler oluyor; işte bu İlk Ulus’tan da özürler dilendi. (Tabi madenler bittikten sonra satıldı falan.) Haa bu arada sadece 56 dönümlük arazi satılmış.

Geçtiğim yolda çıkabilecek hayvanlar… 93 kilometre boyunca durum bu.
Gelelim Trans-Canada Bisiklet Yolu’na J Bak, bu da bambaşka bir konu.

1992’de başlayan ve 2017’de bitten bir bisiklet yolundan bahsediyorum. 2024’te ölçülen toplam uzunluğu 28.000 km. Şimdi ben bu yolun bir kısmında gittim. Şehir içlerine ve kasabalara geldiğinde asfalt, şehirlerden çıkınca çakıl, stabilize bir yol durumu mevcut.

Screenshot
Kıtayı boydan boya geçiyorsun. Tamamında neden pedallamadım? Bu tek bir hat, ben onca şehre, kasabaya zikzak çizerek gidiyorum. Ara ara bu yola geri döndüm. Ne için bu yolda pedalladım? GÖZLEM. Bakayım bunlar ne yapmış, nasıl yapmış yerinde öğrenelim. Öyle 5-10 km falan değil hahaha. Bu yüzden nediyoruz “Gürkan Genç’den daha fazla uluslararası alanda bisiklet yollarında farklı kültürlerde gözlem yapmış, bisiklet sürmüş, toplumu bu konuda sosyolojik olarak incelemiş, fotoğraflamış ülkemizde başka bir bisikletçi, uzman, iletişimci yoktur.”

Pek sevgili Bisikletçi dostlarım, dernek başkanları, Belediyelerin Fen işleri daire başkanları, Ulaştırma bkanlığı daire başkanları, Karayolları müdürlüğü, Trafik daire başkanları
28.000 km bisiklet yolu diyorum. Resmi olarak dünyanın en uzunu 2017’de tescillendi, Guinness Rekorlar Kitabı’nda yer alıyor diyorum. En uzun bisiklet yolu, yok asfalt en uzun yol, yok arazideki en uzun bisiklet yolu, yok kesintisiz bisiklet yolu… Ağa, adamlar olayı bitirmiş, asfaltta en uzunu, arazide en uzunu, tarik işaretlendirmesinde en fazlası, boyalı boyasız yolları, olay bitmiş arkadaşlar? Türkiye’nin yüz ölçümü belli. Sağdan sol tarafa, yukarıdan aşağıya bizim ülkenin ebatları belli hepimiz biliyoruz di mi? Adam yapmış 28.000 km bisiklet yolu. Gürkan Genç de gitmiş pedallamış. Daha önceki yıllarda başka ülkelerde yerinde gözlem yaparak. Tamam hadi, dağılalım konu bitti bu kadar.

Trans-Canada’yı anlatıp daha fazla zamanınızı almayayım dimi? Bir belediya çalışanımızın bisiklet yolları ile alakalı toplantıda bana dediği gibi “ Gürkan Hocam biz sizin gibi gezemeyiz Google haritalardna açar bakarız artık sizin gibi gezmeye gitmeye ihtiyaç yoktur” bunuda bana 2021 söyledi ha J Biz o bir avuç ülkeye yapamadık. ÖNCELİKLERİMİZ de ÖNCELİKLERİMİZ bitmedi. Gürkaaaan hocam, millet aç aç, bisiklet yoluna falan para yatırılamaz. İyi, tamam, ben diyorum ki aç olan doyacak, O YOL İLE SEN HELE BİR YAP.. Yaoamıyorsan al beni DANIŞMAN OLARAK yapalım.
Orası burası derken Kamil amcamın mekana vardım.
Kamil amcam babamın kankası; hem köyden hem de okuldan. Beraber büyümüş ve okumuşlar. Kamil amca ABD’ye gittikten sonra babama demiş:

“Şeref, sen de buralara gel, iş imkânı çok var bu diyarda” fakat babam aileye bağlı kalıp gitmemiş. Neden? Çünkü abisi ile büyük işler yapacağını hayal etmiş. Ülkemizin kronik hastalığıdır; kardeş kazığı üstüne akraba kazığı yiyince bazı şeyleri çok geç idrak etti kendisi.

Oğlunun bisikletle arkasındaki dünya haritasını evi yapacağı aklının ucundan geçmemiştir

Burası Ankara Batıkent…

Okuyucularım arasında kesinlikle vardır benzer işler yaşayanlar. Belki de hayatının en büyük hatası o gün Kamil amcanın teklifini kabul etmemesi olduğunu düşünmüş olmalı ki Ağustos 2018’de onu son kez görmek için Türkiye’ye döndüğümde “Ne yap et, Kamil amcanı görmeye Kanada’ya git” demişti. 20 Kasım 2018 de Kanserden dolayı vefat etti. Mekanı %100 cenettir onu tanıyan onla çalışan herkes iyi bilir. Valla ona ihanet edenlerin mekanı da bellidir zaten hakkını da o insanlara helal etmedi) Kendisinin gerçekleştiremediği bir olayı oğlu yıllar sonra gerçekleştirdi. Kim bilir belki de benim buralara gelip iş kurmamı veya evlenip kalmamı istemiştir de bana söyleyememiştir. Bu açıkça bana söylemedi. Eğer öyle birşey isteseydi ve ben söz verseydim yapardım bu da bir gerçek.

Kamil amca beni gördüğünde hüngür hüngür ağladı. Sonrasında öğreniyorum ki babam ona aile içinde olan biten her şeyi anlatmış. Kankasının evladı yıllar sonra onun yanına varmayı başarmıştı. Anneme telefon açıp “Bu çocuğu burada evlendirelim, Ayşe” gitmesin dedi. Bir ara yaşadığı yerde eksik olan ekmek dükkanının çok iyi iş yapacağını söyledim, “Kal istersen burada açalım” dedi ama ben yoluma devam etmek istiyorum.

Yaşadığı kasabada beni birbirinden değerli o kadar insanla tanıştırdı ki evet, hepsinin çocuğu var, hepsi emekli olmuş ve hepsi de bu bölgeye gelip yerleşmişler. Yerin adını sanını vermeyeceğim; söyle söyleyeyim: Bölge, Kanada’nın en güzel sıralamasında ilk üçte yer alıyor (bana göre) Fakat bu bölge yıllarda Kuzey Amerika kıtasının en güzel rotası seçilmiş. Şimdi ülkenin kuzeyinde çok daha bakir, güzel yerler gördüm; burası da çok güzel yerler, artı yerleşim yerleri, üniversite falan var. Aslında baktığında göçebe olmayan biri için belki de yeryüzündeki en güzel yerlerden biri.

Bir noktada bölgedeki değerli insanlarla bir bisiklet turu yaptım; herkes 70 yaş üstünde, en genç benim. Bu arada hangi firmalardan üst düzey emekli olduklarınıda öğreniyorum şaşırtıyor. Arkadaş hepiniz mi bu noktayı seçtiniz vay be… Çok güzel manzarası olan bir alanda oturup doğayı dinlemeye ve ufka doğru bakmaya başladık:
– Gürkan, burada bir balonun içinde yaşıyoruz, farkındasın değil mi?
– Evet, farkındayım. Sanırım dünyanın en güzel noktalarından birinde yaşıyorsunuz.

Kamil amca ve Louise teyzemin haftalık rutinlerine de eşlik ettim. İki haftada bir turizm üniversitesindeki öğrencilerin akşam yemeği servislerine destek olmak için gidip hem yemeklerini yiyorlar hem de öğrencilere işlerinde yardımcı oluyorlar. Askeri lokalde tango derslerine her perşembe katılmaya çalışıyorlar. Düzenli olarak birbirlerinde yemek yiyip buluşuyorlar.
Bahçesine 2000 sarımsak diktim, arıların kışlanmasına yardım ettim, evdeki ufak tefek işlere yardımcı oldum. Aslında kalsam yapılacak çok iş vardı da kış daha fazla bastırmadan yola devam etmem gerekiyor. Schwalbe lastiklerinin çivili olanlarını buraya sipariş ettim; artık lastikleri değiştirmenin zamanı geldi.

Lastik demişken, Shimano Türkiye ile olan davam da hâlâ sürüyor; Haziran 2023’te kendilerine dava açmıştım. Neredeyse 2026 oldu, inanılır gibi değil. Bu yıla girerken tek bir dileğim olacak bu davayı kazanmak! (Yıl bitiyor dava hala devam ediyor)
Bölgede sadece Kamil amcayı değil, başka bir eski dostu da ziyaret etmem gerekiyor. Tesadüf eseri o kişinin evi de Kamil amcanın evine 60 km uzaklıkta çıktı. Tabii ki oraya kadar bisikletle gidecektim: David Nathan….

Hatırlayanlarınız var mı?
Kendisinin evine doğru giderken zamanın ne kadar çabuk geçtiğini düşünüp durdum. Adam bisikletle dünya turu yaptı, sonra da gelip bu bölgede yaşamaya başladı…. Bu arada Angie ile dünya turunu birlikte bitirdiler. Kırgızistan’da bir süre yaşadılar. Nathan’da kalırken bir akşam Angie’yi aradık; görüntülerimiz ekrana yansıdı, uzun uzun birbirimize baktık, gülümsedik:

– Yaşlanmamışsın, Gürkan.
-Yok be, Angie, yaşlandık. Götümdeki kıllar beyazladı ama sen aynısın, Profesör Dr. Angie, haha. Özlemişim, iyi görünüyorsun.
-Ya, eskisi kadar bisiklet sürmesem de iyiyim. Bizimkiyle gene bir araya gelmişsiniz.
-Geldik geldik, özlemişim adamı. Ne günlerdi, Angie…
– Güzel eski günler. David, sen iyisin değil mi, her şey yolunda?
– Yolunda, merak etme, konuşuruz sonra.
– Tamam. Çocuklar, ikinizi de öpüyorum.

Böyle bir sohbet durumumuz oldu. Nathan’ın evine vardığımda hiç şaşırmadım. Küçük bir yapı; tek oda, mutfak ve banyo. Yıllarca petrol sahasında boru ve ip çeken adam olarak çalıştı. Saatliği 50 dolar olan bu işte günde 10 saat, bazen daha fazla çalıştığı oluyordu. Yıllarca bu işi yaptıktan sonra dünya turuna çıkan biridir Nathan. O tur sırasında bisikletle Kuzey Asya turunu yapmakta olan Gürkan Genç ile tanışıyor. Gürkan’ın da daha turunda 2. ayı falan. İşte şimdi geldiğimiz nokta 15 sene sonra onun evinin önündeyiz. Birbirimize uzun uzun sarılıyoruz:
– İyi görünüyorsun.
-Sen de iyi görünüyorsun, Nathan, hiç değişmemişsin.
-Sen de, Gürkan, aynısın.
-Kapının önündeki bisiklet, o bisiklet değil mi?
-Evet.

Dünya turunu attığı bisiklet kapının önünde duruyor. Benim Kuzey Asya bisiklet turunu yaptığım bisikletse Ankara Koç Müzesi’nde. Şimdi şöyle bir durum var: Evet, belli bir çapta ünlü olabilirim, bilinebilirim ama şu an karşımda gerçekten bir efsane duruyor. Bu adam ile ilgili bilgiyi sadece benim internet sayfamda bulabilirsiniz veya Instagram’da. 2010’da çektiğim videoları paylaşmadım bile. Herifle ilgili bilgi internette hiç yok. Kanada halkı nasıl bir seyahat gerçekleştirdiğini bilmiyor.

2004’te Kanada’dan başladı; Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avrupa, Asya turunu bitirip Kanada’ya 2019’da geri döndü. Yolculuğu sırasında Kırgızistan’da hostel açtı. Geçmediği ne dağ geçidi kald, ne çöl kaldı. Türkmenistan’da onu yakalamaya çalışırken ikimiz de Karakum Çölü’nü geçmiştik. Sonrasında Özbekistan’da konuşurken onun birçok kıtada çöl geçtiğini kendisinden dinlemiştim. Sonra Tacikistan ile ilgili konuşurken tabii ki yüksekliklerden açıldı konu; her geçtiği kıtada en yüksek araç geçiş noktalarından geçtiğini anlatmıştı. Bisikletle dünya turuna çıkmadan önce ben de kendimce, “Yahu, her kıtada çöl var mı? Var. Her kıtanın en yüksek araç geçiş noktası var mı? Var. O zaman hepsinden geçip kayıt altına alayım, belki dünya turunu yaparken bir de dünya rekoru kırabilirim kim bilir?” demiştim. Bana Nathan’ın seyahati ilham vermişti.
Enteresan bir konu daha dikkatimi çekti: Kendisi bulunduğu kasabada ilk yardım görevlisi olarak çalışıyordu ve beni bir gün arkadaşı ile tanıştırdı. Sohbet sırasında arkadaşına şu soruyu sordum:
– Nathan sürekli benden bahsedip duruyor da kendisinin ne yaptığından haberin var mı?
– Hayır, bilmiyorum.
Evet, Nathan yakın çevresine de bisikletle gerçekleştirdiği dünya turunu anlatmamış, onu arkadaşına anlatıyorum.
– Aslında kendisi bir efsanedir. Hatta bence siz Kanadalıların kayıtlara geçmesi gereken efsanelerinden biri ama kendisini göstermemeyi tercih etti. Siz kanadalılar hala medyada göz önünde olan fakat gerçekten efsane olan insanlarınızdan haberiniz yok… Bugün benim yol alış şeklimi inşa eden kişi kendisidir. Nathan, hatırlamıyor musun, Japonya’ya giderken sadece bana gitmem gereken yöne dikkat etmemi söylemiştin; gerisi hikaye demiştin. Kendisi bisikletle dünya turu atmış biridir.
Gülümsüyor. Bak, bu adamın böyle bir huyu vardı. 2010 yılında gezginler bir araya gelmişiz, yolu, insanları, rotayı konuşuyoruz; Nathan susarak bizleri dinliyordu, yorum da yapmıyordu. Arada bir sadece gülümsüyordu. Bulgaristan’da Angie, Nathan, Ayça, ben bir araya geldiğimizde Angie, Nathan’ın yolda neler yaptığını, hastanede aylarca nasıl kaldığını, ölümden nasıl döndüğünü, nereleri geçtiğini gururla anlatıyordu. Hiç kimse bilmiyordu. Sadece sevdiği kadın ile neler yaptığını paylaşmıştı. Adam gelmiş Kanada da yerleşik düzene geçmiş, gene hiç kimseye bir şey anlatmamış.
– Gürkan, bizim yaptığımız farklı. Ben ve benim gibiler sadece yola odaklanırken sen başka işler yaptın. Bu yüzden olayın sadece gezmek değil.
– Nathan son zamanlarda düşünüyorum da en güzelini sen yapmış olabilirsin. Sanırım benim de senin gibi birikmişim olsa ve daha kullanışlı bir evrensel meslek sahibi olsaydım, bisikletle dünya turu seyahatini senin gibi yapmayı tercih ederdim. Uzun bir süredir bunu düşünüyorum. Yakın çevren bile ne yaptığını bilmiyor.
Neden böyle düşünüyorum?
Şu bir gerçek: Bu tur, siz okuyucular bilseniz de bilmeseniz de birçok kişinin hayatına dokundu. İnsanları birbirleri ile tanıştırdı, evlendirdi, çocuk sahibi yaptı, üniversitede seçecekleri bölümleri belirledi, savunma sanayisi başta olmak üzere bir çok alanda mühendis soktu, sporcu yetiştirdi, millî sporcu yaptı, gelecek planlarını değiştirdi, güven aşıladı, aileleri birleştirdi, ülkeyi tanıttı, yüzlercesine gezmeyi öğretti, yola çıkardı (bazılarını ne alaka yahu diyecektir dediğim gibi bunları da bilmenize gerke yok) ayrıca yolda yaşadıklarım, kazandığım tecrübeler paha biçilemez.

Peki yola çıkarken kendime koyduğum hedefleri gerçekleştirebildi mi? Hani ben kendi için gezen biriyim ya,açık konuşayım, çoğunu gerçekleştiremedim! Bu tur, yukarıda yazdığım gibi takip eden bir kesime ilham verdi, bir kesmi de gururlandırdı. Fakat benim hayallerimi hala gerçekleştiremedi. En başından beri hayal kırıklıkları ile dolu olan bu tura pes etmeden hep devam ettim. Zaman ilerledikçe düştüğümde ayağa kalkma hızım da yavaşladı, bunu da hissediyorum. Fiziksel anlamda değil de mental olarak da yoruldum; artık sadece güzel insanlarla tanışmayı sevdiğim için devam ediyorum diyebilirim. Yeryüzünde bana “Vay be” diyebileceğim yer sayısı çok az kaldı gibi geliyor. Kaldıki ben oraları ne kadar görmek istiyorum bu da bir soru. Bu konuşmayı Nathan’a da yaptım. O iki odalı küçük evin mutfağında, derme çatma masanın etrafında oturuyoruz. Dışarıda yağmur bastırdı; evinin içinde yağmurun çatıya vurduğu andaki sesini dinliyoruz. Bir an ikimiz de sessiz kaldık. Ayağa kalktı, mutfaktaki raflardan birinden bir şişeyi getirip masaya koydu: Kırgız votkası. İki küçük su bardağına birer bardak koydu:
– Devam edecek maddi imkânın var mı, Gürkan?
– Var.
– O zaman devam et… Bir bardak daha votka içelim seni bir yere götüreceğim. Öyle “Vay be” diyeceğin bir yer değil, Tacikistan’daki kaplıcalar kadar güzel olmasa da (ki anılarımda yer almayan bir alandır) seni evimin yakınındaki bir kaplıcaya götüreyim. Bu arada drone yanında mı?

– Evet.
– Bir alandan sonrasını keşfedemedim, drone’u kullanıp yolun kalanına da bakalım.
– Tabii ki bakarız.
Hakkaten güzel bir kaplıcaya götürdü. Saatlerce orada doğal bir havuzun içinde vakit geçirdik. Keşfedemediği alanı da drone ile keşfedip 2 farklı şelale bulduk. Nathan ile bir araya gelmek her daim beni mutlu etti. Önce Özbekistan, sonrasında Tacikistan, ardından Bulgaristan, Romanya ve en sonunda Kanada’da evinde misafir etti. Her zaman yol gösterici oldu, bugün de olduğu gibi. İyi ki yol seni karşıma çıkardı kardeşim. Ömürlük dost kardeşşin.

Ve tekrar amcamın yanına dönmeden önce kar yağmaya başlamıştı. Artık Kanada’da kış başladı. Calgary’den Can abi “Gürkan, burası Finlandiya’ya benzemez, soğuktur, kışın pedallayamayabilirsin” demişti. Ben de kendisine “Merak etme, abi” demiştim, alışığım. Yalnız şaka maka, en son eksi derecelerde ne zaman bisiklet kullandım? Şöyle bir bakalım:
- 2012 Kasım – Aralık: Ukrayna – Rusya
- 2013 Ocak, Şubat, Mart: Rusya – Finlandiya, İsveç, Norveç
- 2017 Haziran, Temmuz, Ağustos: Şili – Arjantin Patagonya bölgesi
Bu alanlarda gördüğüm en düşük hava sıcaklığı Rusya’da -57 derece bisiklet üstünde çadırda, -45 derece bu da Rusya’da oldu. Kalanında -20 derece ile -30 derece arasında pedallamıştım. Şimdi Kutup Dairesi’nin çok altında olduğumdan dolayı en fazla -30 derece veya -35 derece göreceğimi tahmin ediyorum.
Kamil amcama geri döndüm. Birkaç gün daha onlarla geçirip güzel anılar biriktirdim. 2025 Cadılar Bayramı’nı da birlikte kutladık. Ayrılmadan önce Kamil amca duygusal bir konuşma yaptı: “Bir daha geldiğinde ben burada olur muyum bilmiyorum. Mezarımızın yeri belli, Gürkan, bizi ziyarete gel.”
Kamil amcama söz veremedim çünkü yolum hâlâ uzun. Allah kendisine, Louise teyzeme uzun ömürler versin. Hayat bu, belli olmaz; belki Türkiye’de hayal ettiğim girişimleri yapamam ve belki Kanada’ya gelirim, hayatıma burada devam ederim, kim bilir?
Calgary’e doğru yola devam.